Bezmişti susmaktan. Usulca yanına geldim, gözlerini bana devirerek merakla bakmaya devam ediyordu.
- "Naim" dedi masum ve utangaç bakışlarının sükunetiyle. " Hiç beni sevmeyi denedin mi"
Buna verecek cevabım evlendirildiğimiz gün yürek cebimde hazırdı. Söylemem için birkaç kez yutkunmam gerekti ama kati tavizsiz duruşumdan da ödün vermedim. (Hem, babamdan da böyle görmemiş miydim zaten?)
- "Bak kadın" dedim -çoğunlukla adını anmazdım, bu ona sanki bir sevgi sözcüğüymüş gibi gelecek diye düşünürdüm- ve kendimi toparlayabilmek için bir an duraksadım. Alakasızca fazla susmuş olacağım ki yüzyüze bakmamıza rağmen bakışlarını kaçırdı. Samimiyetten değil de ezberden konuştuğumu elbette ki hissetmişti.
-"Sen çocuklarımın, oğlumun, soyumun anasısın. Bir daha böyle laflar edeceğine ekinleri gün ağırmadan çapala gün battıktan sonra sula, anama daha fazla yardımcı olursun. Bizlere daha faydalı olan da budur, aşk dediğin İstanbul işidir" dedim ve sırtımı döndüm, topuklarımı ahşap rabıtaya yavaş yavaş vurarak rutubetin havayla bütünleştiği odadan derhal ayrıldım.
Ergani'de bağın tam ortasında veya bir harman yerinde sevda mefhumunu; yeni yetme yavru bir kuşun özgürlüğüne ilk kanat çırpışında arkasından bakakaldığınız anki aşkı severcesine sorgulayamazsınız. Harman yerinde aşk; tütünde başlar, taş yatakta biter. Köy yerinde bundan daha fazlası İstanbul'un fethidir, hatta işgalidir.
C. Can Keynes