• Yine Frances Burnett’in çok baskı yapmasının yanında çizgi filmiyle de geniş kitlelere ulaşmış bir diğer kitabında idealize kız figürüne ilginç bir örnek bulmak olanaklıdır. Küçük Lord adlı romanında idealize erkek çocuk figürü çizen Burnett, bu kez idealize kız çocuk figürü çizmektedir.
    Roman kahramanı Sara'nın annesi ölmüştür. Bir önceki roman olan Küçük Lord'da da Cedric'in babası ölmüştü. Yazar bu şekilde kız ve erkek kahramanların önünde onlara asıl idealize örnek oluşturacak ve özdeşleşebilecekleri anne ve baba figürlerini ortadan kaldırmakta ve kendisine, onlara daha özgür biçim verme olanağını yaratmaktadır. Eğer anne ve babaları olsaydı o zaman onlarla özdeşleştirmek zorunda kalacak ve asıl mesajını verememiş olacaktı.
    Sara, yüzbaşı olan babasıyla bir süre Hindistan'da yaşar ve sonra eğitimini tamamlamak üzere İngiltere’ye gelir. Yedi yaşındadır ve çok akıllıdır. Almanca, İngilizce ve Fransızcayı çok iyi konuşur ve okur.
    Oysa Sara Creve sadece yedisindeydi. Ama Sara sürekli hayal kuran, düşünen bir çocuktu. Hep büyüklerle ve onların dünyasıyla ilgilenirdi. Ayrıca küçük kıza sanki çok ama çok uzun bir süre yaşamış gibi geliyordu.
    Kitabın daha başında çizilen bu figürle Sara'nın yetişkinler dünyasına atlatıldığını görüyoruz. Okuma-yazma öğrenir öğrenmez büyüklerin okuduğu kitapları ve gazeteleri eline alan Küçük Lord gibi Sara da yetişkinler dünyasına geçivermiştir. Üstelik kendini çok uzun bir süre yaşamış hissetmekle çocukluğu da bir çırpıda atlanıvermiştir.
    Annesi, Sara'yı dünyaya getirirken ölmüştü. Çocuk onu tanımamış, anne özlemi de duymamıştı.
    Pamuk Prenses'in annesi de onu dünyaya getirirken ölür. Ancak Sara şanslıdır, hiç değilse üvey annesi yoktur. Ama anne sevgisinden yoksundur ve yazar onun anne özlemi duymadığını söylemekle bir yönünü yok etmiş gibidir. Üvey anne figürünü de Sara'nın yerleştirildiği yatılı okulun müdiresi Bayan Minchin tamamlar.
    Sara'nın kaldığı yatılı okuldaki doğal çocuk özellikleri taşıyan Ermengarde ise Sara'ya hayran edilerek edilginleştiriliyor. Ayrıca Ermengarde'nin oldukça kültürlü olan babası onun üzerinde büyük bir kimlik baskısı oluşturuyor.
    Bayan St. John'un asıl derdi son derece akıllı bir babasının olmasıydı. Bazen bu durum kıza korkunç bir felaketmiş gibi geliyordu. Babası yedi sekiz dil biliyordu ve evde binlerce cilt kitap vardı. Bunları da adeta ezberlemişti. Böyle bir baba kızının hiç olmazsa ders kitaplarında yazılı olan şeyleri bilmesini isterdi tabii. Tarih kitaplarındaki olayları hatırlamasını, Fransızca ödevini kolaylıkla yapmasını da. İşte Ermengarde St. John'un babası da, kendi çocuğunun hiçbir konuda kendisini gösteremeyen, durgun zekâlı bir yaratık olmasına akıl erdiremiyordu.
    Ermengarde'nin doğal gelişim hakkı, baskın bir figür çizen babası tarafından engelleniyor ve böylece bu çocuk figürü bir yana itilmiş oluyor. Oysa Ermengarde korkuları, sevgi arayışı, oyuna duyduğu istekle olağan bir çocuk figürü çiziyor.
    Sara figürüne alçakgönüllülük ve eli açıklık da ekleniyor. Sara'nın hiçbir zaman üstünlük taslamadığı doğruydu. Her şeyini cömertlikle başkalarıyla paylaşan, iyi niyetli bir çocuktu. On, on iki yaşındaki büyük öğrencilerin aşağı gördükleri ve yanlarından uzaklaştırdıkları küçük öğrencilere çok iyi davranıyordu. Okulun en çok kıskanılan kızı olduğu halde çok iyi yürekliydi. Küçüklerden biri düşüp dizlerini acıtacak olsa hemen yardıma koşuyordu. Onu ayağa kaldırıyor, okşuyor, cebindeki şeker gibi şeyleri canı yanan küçüğe veriyordu. Kendisinden küçükleri asla itip kakmıyor, aşağı görmüyordu.
    İdeal kız figüründe alçakgönüllülük, yardımseverlik, eli açıklık, küçükleri koruma, sevecen yaklaşma da önemli özelliklerden. Sara yedi yaşında olmasına karşın tüm bu özellikleri de kendinde taşıyor. Ayrıca hizmetçi kız Becky'i hor görmemesi ve onu mutlu etmeye çalışması da kendini beğenmiş olmadığını kanıtlıyor.
    Sara kanının başına çıktığını ve kulaklarının uğuldadığını hissetti. Ama kendisini tuttu. Bir prenses böyle öfkeye kapılmazdı. Elini indirdi ve bir saniye öylece hareketsiz kaldı. Konuşmaya başladığında sesi sakin ve güvenliydi.
    İdeal çocuk ne kadar öfkelenirse öfkelensin asla öfkesini belli etmez. Bu onun için hiç iyi görüntü sağlamaz. Öfkesini yenebilmek ve sakin ve emin tepki göstermek güçlülüğün simgesidir.
    Bayan Minchin paradan söz ettiği zaman Sara ondan nefret ediyordu. Oysa insanın büyüklerinden nefret etmesi saygısızlıktı.
    Sara, zengin olmasına karşın para hırsı olmayan bir çocuktur. Ayrıca büyüklere – ne denli yanlış şeyler yapsalar da – saygılı davranması gerektiğinin bilincinde.
    Bunun yanında Sara, acılara da dayanıklı olduğunu gösterir, tıpkı Küçük Lord gibi. Cedric de annesinden ayrılmasına, kontluğun elden gitmesine hiç tepki göstermemiştir. Sara da babasının iflas edip öldüğünü duyunca hiç tepki göstermez.
    Olanları söyleyince durup o iri gözleriyle bana baktı. Gözleri gittikçe büyüdü ve rengi soldu. Sözlerimi bitirince bir kaç saniye öyle hareketsiz kaldı. Sonra çenesi titremeye başladı. Sonunda dönüp odadan çıktı. Koşa koşa yukarı gitti.
    Çok ender olarak ağlardı. Yine ağlamadı. Emilly'i kucağına alarak başını onun yanağına dayadı. Hiç sesini çıkarmadan, öyle hareketsiz oturdu.
    İdeal çocuk öfkelenmez, acılara büyük bir özveriyle karşı koyar, ne denli acı çekse de ağlamaz, güçlüdür.
    Sara kimseden bir şey beklemiyordu. Yanında rahatsız olan kızlarla arkadaşlık etmek istemeyecek kadar gururluydu.
    Kendisini aşağılayan insanlara karşı gururludur. Onların acımasızlığına direnir. Onurundan hiç ödün vermez.
    Sara , “Sen benden çok daha iyi kalplisin” diye mırıldandı. “Ben seninle yeniden dost olmaya çalışmayacak kadar kibirliydim. Bak görüyor musun, bu olaylar benim hiç de iyi bir çocuk olmadığımı ortaya koydu. Böyle olacağından korkuyordum zaten. Belki de...” alnını kırıştırdı, “Tüm sıkıntılar bu yüzden insanın karşısına çıkıyor.”
    Sara aynı zamanda özeleştiri yapabilen bir çocuktur. Ancak bu özeleştiride kadercilik vardır, kendini aşağılama vardır. Ama bu aşağılama, kendini kendi kafasında abartılı bir yere oturttuğu içindir.
    Ve sonunda Sara ağlar:
    “Sen sadece bir bebeksin,” diyerek ağlıyordu. “ Sadece bir bebek. Bir bebeksin! Hiçbir şeye aldırmıyorsun. İçin saman dolu. Hiçbir zaman kalbin olmadı. Hiçbir şey duygulanmanı sağlayamaz. Sadece bebeksin.”
    Fantezi dünyasında bir işlevi olan bebeği gerçek hayatta işlevsiz kalınca tepki gösterir ve kendisinin de canlı ve tepkileri olan bir varlık olduğunu anımsar. Ağlamak onu gerçeğe dönüşüdür, kısa bir süre olsa bile. Ardından yine düşlerine sığınır.
    Ben paçavralar içinde bir prensesim. Altından dokunmuş giysiler içindeyken insanın prenses olması çok kolay. Ama böyle benim durumumda prenses olabilmek çok daha büyük bir başarıdır.
    Düş dünyası onun savunma mekanizmasıdır. Ama edilgen bir savunma mekanizması.
    “Ben bir prensesim,” diyordu. “Ben bir prensesim, her şeyimi halkımla paylaşmam gerekir. Tahtından atılan yoksul kalan prensesler bile, her şeylerini kendilerinden daha kötü durumdakilerle paylaşırlar.”
    Aç bir çocuk gördüğünde gösterdiği tepkidir bu. Oysa kendisi de açtır. Bir yüzbaşı kızı olan Sara'nın kendisini bütünüyle prenses hissetmesinin ruhsal açıdan ne denli doğru olduğunu düşünmek gerekir.
    Burjuva düşüncesinin soylulukta karşı çıktığı şey toplumsal-töresel konumun kan bağıyla geçmesidir. Davranışlarıyla soylu olan Sara da, bu yüzden prensesliğe layık görülmüştür. Zorlama da olsa bu görüş, dönemine göre ileri düşünceyi göstermektedir. Ve Sara'nın kaderci bekleyişi sonunda ödüllendirilir. Babası iflas etmemiştir. Bir yanlış anlama olmuştur. Sara her zamanki gibi zengindir, hatta zenginliği daha da artmıştır. Nihayet beklenen kurtarıcı gelir ve Sara hep mutlu süreceği düşünülen bir hayata başlar.
    Bu mutlu sonla, çizilen idealize kız figürüne zafer kazandırılmış olur. Bu zafer aynı zamanda burjuva dünya görüşünün çizdiği idealize figürün aristokrasiye zaferidir ve soyluluğun kan bağıyla olmadığının bir kanıtıdır.
    Küçük Lord ve Küçük Prenses Aydınlanma'nın ve burjuva dünya görüşünün katı idealize yansımalarıydı. Şimdi ele alacağım kitap olan Pinokyo'da idealize figüre olabildiğince özgür bir süreç tanınmaktadır. Her ne kadar idealize figüre ulaşılmak isteniyorsa da bu süreçte çocuğa hata yapma hakkı ve çocukluğunu yaşama hakkı tanınmaktadır.
    (Necdet Neydim)
  • Şu tatil bitsin artık

    Ahhh Chen üzümlü kekim..
  • "Hiç özlemiyor gibi davranmak, dünyanın en zor şeyi."
    İzdiham Dergisi
    Sayfa 35 - Cedric, Chen'e Kavuşsa da Kavuşmasa da O bizim Evimizin İçinden - Halil İbrahim Kuruçay
  • "Cedric'i hatırlayın. Gün gelir de doğru olanla kolay olan arasında seçim yapmanız gerekirse eğer, iyi kalpli, yardımsever ve cesur bir çocuğa, sırf Lord Voldemort'un yoluna çıktığı için neler olduğunu hatırlayın. Cedric Diggory'yi hatırlayın."
  • Ahh chen! üzümlü kekimm...
    ^Cedric
  • "Ayrıca sakal bıraktığımda kendimi Jonny Bravo gibi karizmatik hissettiğim, kestiğimde çizgi film karakteri Cedric'e dönüştüğüm doğrudur." :))
  • Gün gelir de doğru olanla kolay olan arasında seçim yapmanız gerekirse eğer, iyi kalpli, yardımsever ve cesur bir çocuğa, sırf Lord Voldemort’un yoluna çıktığı için neler olduğunu hatırlayın. Cedric Diggory’yi hatırlayın.