“Geldik gidiyoruz. Şurada biz bizeyiz. Laf aramızda. Allah yalanı sevmez. Çelo’nun işi için seslendik sana. Yetim çıkıp gelmiş. Bir hak diler senden. Araya girmek olmaz emme, komşuluk hatırı, insanlık hatırı. Bilirim.. Doğru söylesem halk gücenir. Eğri söylersem hak gücenir. Ben bildiğimi söyleyim de kim gücenirse gücensin. Nasıl olsa bir ayağım çukurda. Bundan geri yeşerip bostan olacak değilim. Eğri oturup doğru konuşayım. Bu yetim hak diler. Bu yetimin hakkını ver. İsmail kâ’dan kaldı bu arazi iki gardaşa. Yarısı senin, yarısı rahmetlinin… Ele laf düşürmeyin. Ele kalırsa, el seyir meraklısı. Kimi malına vurur, kimi mıhına…. Ver hakkını Çelo’nun. Yerdeki de rahat uyusun, “Ben öldüysem, oğlum var, çifti var, çubuğu var…” desin. Sızlanmasın kemikleri. Bugün dünya, yarın ahiret… Allah bütün günahları bağışlar emme kul hakkını bağışlamaz, üç günlük ömür için niye ahiretini zindan edeceksin…”
Tokluk, hayatı düşündürür.
Toklukla birlikte; hayatla olan bağlar artar, kavileşir.
Tokluk bir gavur şeydir. İyi bir gavurluktur tokluk.
Kini azaltır, hoş görüdüğü arttırır.
Mapus damının en saygıdeğer müşterisi ırz, namus yüzünden bir de toprak, tarla, tapan için elini
kana bulayanlardır. Bunlara koğuş sekenesi bir başka gözle bakar. Her şeyden önce kaatil canını ortaya koymuş bir adamdır. «Olümden öteye yol gitmez, di-
yen serdengeçtidir. Tekleme ötesinde «Varışına varış, gelişine geliş" der bunlar. « Ben zaten ölmüşüm» der bunlar. Bunun için üzerlerine pek varmaya gelmez.
Bir de «Allah vurmuş zaten, biz vurmayalım." derler.
Tabii, vurmaya güçleri yeterse ...
İnsan bazan bir başına ve belki de kendine gülmek istediğini delice duyar içinde. Bu olanağı bulamazsa sidiği sıkıştırmış gibi acı duyar. Ama, bedende değil de yürekte. insanın ağıt burun ucuna dek gelip
doya doya ağlayacak bir yer bulamaması aynı acıyı dağıtır yüreğe ..
Çelo, ağlayacak bir yer bulamadı. Ve kederi kova kova içine aktardı.
- Kaç tarihinde doğdu senin Eysan?
- Sadullah'ın sulunun göl olduğu sene .. Hemi de o günlere yakın ..
- Senin oğlan kaç senesinde esgere gittiydi?
- Sadullah'ın sulu tarlasının göl olduğu sene.
- Senin gız ne zaman evlenmişti?
- Sadullah'ın tarlasının göl olduğu sene.
-Particiler cip ile ne vakit gelmişlerdi köye?
- Sadullah'ın göz kökü sulusunun göl olduğu
sene ...
Yaratıklar içinde ara yere ses de karışırsa insan ağıtından daha çok can sıkan, nefret ettiren bir ağlama şekli yoktur. Yaratıkların tümü özenseler bile insanlar gibi çirkin ağlayamazlar. Bundan ıstırablı bir yüreğin sessiz ve durgun döktüğü gözyaşlarını kastetmek istemiyorum. Oylesini de cümle yaratık bir araya gelse yine de beceremez..
Fadiş çok çirkin ağlıyordu. Ulumadan kötü.