Problem şu ki insan yetişkin hayatında ne kadar ileri giderse uzak diyarlardan dönüşünü kapılarda bekleyeni de o kadar azalıyordu. Dünyanın öteki ucundaki maceralar egoyu tatmin ediyordu belki ama eninde sonunda yalnızlık getiriyordu.
Onunla her saniye değerliydi. Belirli bir sürenin sonunda bu masumiyeti neden kaybediyorduk? Birkaç dakikalık bir gecikmeyi bile önemsemeye başlamamızın sebebi neydi? Ötekinin nefret ettiğimiz bir yemeği, bir rengi hatta bir parfümü sevmesinin ne anlamı vardı? Neden başlarda, hiçbir şeyin bize ait olmadığı zamanlarda, diğerine ait her şeyle ilgilenirken, sonunda bizim isteğimize uymayan tek bir şey bile işkenceye dönüşüyordu?
Zaman tuhaf şeydi, bazen bize anda var olduğumuz duygusu verecek kadar genleşiyor, bazense sıçrayarak uyandığımız saf bir illüzyona, bir hayali yolculuğa dönüşüyordu. Dostlar edinmiş, aşkı bulmuş, aile kurmuş, hafta sonu tatillerini yazlıkta geçirmiş, arabalar satın almış, uçaklara binmiş, Noeller kutlamıştım ama o an itibariyle, sabırla inşa ettiğim bu yapı yerle bir olmuştu. Aslında hiçbiri var olmamış gibi, başlangıç noktasına geri dönmüştüm.