Ah o eski Türkçe adlar ve lakaplar! Öyle güzeldir ki, şehit yahut evliya, derviş yahut padişah, halkın mübarek gördüğü bir kişiyi, göze yüzlerce sene âdeta canlı gösterirler.
Epey seneler evvel İstanbul'u görmeye gelen şair Henri de Régnier, Eyüb mezarlıklarının bir yokuşunda durmuş, Türk ölümünün derin bir vecdiyle Türk ırkından doğup bizimle beraber yaşayıp öldükten sonra mezarına sarıklı bir taşın dikilmeyeceğine acımış ve "İstanbul! Müminlerinin o kadar sevdiği Eyüb servilerinin altında kendimi senin ölülerinle kardeş hissettim!" demişti. Bir Katolik şairini böyle söyleten Eyüb, bizi de içine aldığı zaman fazla düşündürmüyor; orada ahiret havasını teneffüs ederken müsterih oluyoruz, zihnimizi yormuyoruz.