Fotoğrafçının otele döndükten sonra öyküsünü bir kez daha oluşturamayacağını belirten Cartier-Bresson’un aksine, Meyer öykülerini çekim anında değil bir sahneye benzettiği kişisel bilgisayarında oluşturmaktadır. Bir diğer deyişle, Meyer için zaman an değil, süreçtir.
Bu noktada Meyer’in yaklaşımı ile Smith’in yaklaşımı arasında bir fark yoktur. Nasıl ki Smith gerçeği daha iyi açığa çıkarmak koşuyla bir derece’ye kadar ayarlama yeniden düzenleme ve sahne yönetimini kabul edebilir ve etik buluyorsa, Meyer’in dijital düzenlemeleri de pekala etiktir ve belgesel olarak kabul edilmelidir. Yöntem ve kullanılan teknoloji gibi farklılıklara rağmen her iki sanatçı da gerçeği inşa etmektedir.
İngiliz kültürel çalışmalar kuramcısı Williams’ın da vurguladığı gibi hiçbir üretim tarzı ya da hiçbir egemen kültür insani pratik ve değerleri tamamen içine alamaz ya da tüketemez.
Bilgiyle iktidar arasındaki karşılıklı ilişkiyi sorgulayan ve iktidar kavramını ekonomik terimlerle açıklamayı reddederek ona farklı bir yorum getiren Foucault, iktidarın işleyişinin sürekli olarak bilgiyi yarattığını diğer yandan da bilginin iktidar etkilerine yol açtığını vurgulamakta ve iktidarın sürdürülmesinin koşulunun bilgi üretimi olduğuna dikkat çekmektedir.
Çünkü mekanik yeniden üretim çağında sanat yapıtının aurası ve biricikliği ortadan kalkmış, kopyaların çokluğu hakikiliğin değerini azaltmış ve gözden düşürmüştür. Bu durum sanat yapıtını çeşitli testlere tabi tutarak ona hakikilik payesini verecek olan sanat tarihi branşını ve müzeciliği de artık işlevsizleştirmiştir.