“O dönemi yaşayan pek çok insan gibi ancak bir hissizlik gözüyle bakabileceği şeyin pençesine düşmüştü, ama aslında bunun dayanması zor ve kabullenilemeyen çok derin ve yoğun duyguların birleşmesinden oluşan bir his olduğunu biliyordu. Herkesin yaşadığı bir trajedinin gücüydü hissettiği, korku ve acı her yere öyle nüfuz etmişti ki özel trajediler ve kişisel talihsizlikler bambaşka bir varoluş haline taşınmış, ancak etrafını kuşatan uçsuz bucaksız bir çölün kimsesiz bir mezarın hüznünü çoğaltması gibi, içinde yer aldıkları enginliğin kendisiyle güçlenmişlerdi.”
“Hayatının, göğüs germek için hiçbir donanımının olmadığı bunaltıcı basitlikte bir sorunun giderek artan bir şiddetle ayırdına vardığı o zamanına ulaşmıştı. Hayatının yaşamaya değer olup olmadığını düşünürken buluyordu kendini, o güne kadar değip değmediğini.”