Arkamızdan sevinç çığlıkları geldi. İnsanlar alkışlıyor, ıslık çalıyordu. Soluk soluğaydık. Böylesi bir coşkuyu son kez, 1975 kışında tatmıştım; o son uçurtmayı kestiğim ve damınızda durmuş el çırpan, yüzü ışıyan Baba'yı gördüğüm an.
Sohrab yanı başımda, burnumdan hızlı hızlı soluyordu. Avuçlarının arasındaki makara dönüyordu, yaralı bileklerindeki kirişler rübab telleri gibi gerilmişti. Gözlerimi kırpıştırdım; makarayı tutan eller bir anlığına, tavşandudaklı bir oğlan çocuğunun kırık tırnaklı, nasırlı elleri oldu.
Yoksa bağışlanmak böyle mi tomurcuklanıyordu? Gürültülü patırtılı bir veda töreniyle değil de, eşyalarını sessizce toplayıp bir gece yarısı, habersizce sıvışarak mı?