Evsizlik. Ama evini kaybetmek gibisinden değil. Evini hiç bulamamak gibisinden. Belki bir çocuk okusa anladım diyeceği kadar yalın bir dille aklın ve ruhun sınır boylarında dolanmak kolay değildir. Bu kadar zor olanı bu kadar kolay bir dilden dinlemek bana ağır geldi. Çırılçıplak bir şey görmüşüm gibi ağır geldi. Ağrıya, acıya, insanın yangınına bilmeden dokunmuşum gibi. Yandım. Osman’a da yandım. İçim yandı. Osman’ın okyanuslara sığmayan gönlünü iki kapak arasına sığdıran yazara gönendim. Az Kalan Gölge, uzunca kalacak içimde bir köşede.
“Gönlün genişti senin, uçmak istedin, açmak istedin, kaçmak istedin.”
Kaybolunca ve artık büsbütün kaybolduğunu kendine de deyince babasının çiçeklerinden kırdığı peygamber çiçeğini ev belleyen Osman babası öldüğünde ağlamadı. Annesi öldüğünde de ağlamadı. Ama bir gün denize bakarak biraz ağladı. Başka bir gün güvertede hönküre hönküre ağladı. Çiçeğini bir gemide unuttu. Sonra çok aradı, buldu mu?
‘nun ve birkaç şeyin daha hikayesi.