Şevval

Bir milletten us çekilip alınır mı, alınırmış. Bir yahut birkaç neslin şahitliği ile sonuç bu. Ferd-toplum ilişkilerinde ben rotayı İbn-i Bâcce’ye kırıyorum. Olabilen “topluma rağmen” olur bundan sonra.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Düşmekte olan insanın gözüne dal suretinde görünebilir her şey. Az biraz bir ele gelsin yeter, tutmayı deneyecektir. Paslı mı küflü mü dikenli mi ellerimi lime lime eder mi… O can havli ki soruyu kaldırır fiille aramızdan. Nice sonra yani el uzatabildiğimiz her şeye el uzattıktan sonra anlarız insanın düşmesi fizik yasalara bağlı değil. Böyle kaldırırız bakışlarımızı göğe, öteye böyle göz dikeriz. Allah’ın ipini bir son çare olarak görmek, tuttuğumuz taşlardan biri bizi kaldırmaya yeteydi -bir yanılsıma olmasından öte, gerçekten yeter miydi?- O’na belki hiç yönelmeyeceğimizi bilmek bir yanıyla bize sefaletimizi hatırlatır. Öte yanıyla “nereye gideyim” demenin çaresizliği çaresizliklerin en asaletlisi olabilir. Diğer bütün yoksulluklarımızı, yoksunluklarımızı bir anlamla yoğurup mayalayacak olan soru da bundan başkası değildir. Nereye gideyim, kapından başka.
Kur’an’ın ses bulduğu evlerde sanki tüm eşya canlanıyor ve kıraati derin derin çekiyor içine. Bu evlerde her şey yerli yerinde
ölüden diri çıkaran Allah
günlerden bir gün yüreğin tükenivermesi adettendir diye yaşadığın hiçbir şeyin içine sığamama sıkışma sıkışma sıkışma ve arayış