Şevval

Taşlar yerine oturdu. Taşlar yerine oturana kadar bir sağa bir sola savruldu beni bir gökten alıp bir yere vurdurdu. Yolunda çekilen zahmeti anmak belki yolu incitir. Ben sordum sordum hangi suyun sakasıyım yarabbelalemin. Duvarlardan, baktığım gözlerden, kulak verdiğim dillerden, kanat çırpıp süzülen kuşlardan, salınan ağaçlardan, çalkalanan denizlerden yıllar yılı hiç cevap gelmedi. Hepsi bir yerde bir sessizliğe and içmiş gibi yüzüme o cevapsızlığın mahrumiyetini vurdu da vurdu. Bazen gönlüm bir taş olup vurdu dağdan dağa yoldan yola bazen bir kayaya çarptı da yarıldı başı, oradan çağlayıp fışkırdı gözlerinden yaşı. Yaşardıkça yumuşadı ya rahman ya rahim diye iniledi. Cevap gelmedikçe yeniden yeniden taş oldu dilleri anmaz oldu. Sonra bilmedi de bildirildi, bulmadı da buldururdu. Anmak izinsiz olmaz. O izin vermeden O’nu anamazsın. O izin verir yol gösterirse bülbül gibi şakırsın. Ben bugün anma yolumu, hizmet yolumu, safamı mervemi, didinip çabalayacağım say yerini buldum. Ben yıllar yılı çölde Hâcer yunusun karnında Yunûs, ağacın altında Musâ, kurt düşmüş yaralar içinde Eyyüb kısalarını okudum. Onların duaları geldi gitti dilime onların yakarışlarını yakardım. Bugün ise başka bir ayetin tecelligahı “Bunun üzerine Rableri, onlar(ın duaların)a şöyle cevap verdi: "Şüphesiz ki ben erkek olsun kadın olsun, içinizden çalışıp bir iş (fedakârlık) yapan kimsenin yaptığını ziyan etmeyeceğim.” Elhamdulillah. Yarattıkları sayısınca yıldızları sayısınca kelimleri sayısınca ta ki razı olana kadar elhamdulillah. 11.04.26
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Ukûlun son tecelligâhı, istiğrak ü hayrettir.
Sayfa 125 - Hayret
benim canım hangi dağa gizlendi çık dağdan cân çık dağdan
Dağlar Delisi
bütün önermelerini kıvançlarını koy çuvalına başka yaramaz çocukları git korkutmaya başka kapıya.
Sayfa 112 - İstanbul’umun Dili
“Uşşakı katar eyledi aşk içre Muhammed”