Şevval

Bugün gülgillerden bir arkadaşım bana “sen bir yerde çilek yedim desen benim ağzım tatlanır” dedi. Dostluk makamında alınacak en kallavi derslerden biri sevincinle sevinecek olanın kederinle kederlenecek olandan çok daha nadide olduğudur. Teselli makamının taliplisi bulunuyor, kıymetinden sebep olacak ki zor bulunan gözlerinin ışıltısını yansıtacak bir dost aynası.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Bu gülde bu kadar diken olur, olsun da
Hayatımıza giren her insanla başka bir yönümüz tebarüz eder. Aynaya baktığımızda her hattı ile aynı olan yüzümüzde başkaca bir şey buluruz, bakışlarımıza bir başka mana yüklenir. Eğer bu yüzümüzün “yeni yüzü” güzelliğimize güzellik katıyorsa o insanı görünce yüzümüz ışır. Kalabalıklar içinde onunla göz göze gelmek isteriz. Sohbetini arar vaktini kovalarız. Varlığımız yanında esneyip ferahlık bulur, nimettir. Bazen de yeni bir temas ile deri altınada yıllarca uyuyan ama bizden ama bize ait bir maraz gün yüzüne çıkar. Yabacı olur yüzümüz. Gözlerimiz aynadan ve bu nereden gelip bizi bulduğu meçhul, yüzümüzü kendimize yabancılaştıran yabancıdan kaçar durur. O zaman Allah’ın selamını dahi vermesin isteriz, köşe bucak kaçarız bazen, göz göze gelmeyelim o gözde ne olduğunu bilmeyelim, yolda çamurlu bir su birikintisi görünce yaptığımız gibi eteklerimizi toplayıp atlayalım isteriz hayatımızın bu safhandasındaki bu tanışıklıktan. Ya dursaydık, ya baksaydık yüzümüzün o çamurlu birikintideki yansıması nedir bir dili var mıdır bize ne söyler. Gözlerimizi kaçırdığımız gözlere bakmak cesareti. Cesaret çünkü içinde bir tehlikeyi barındırıyor bu göğüsleme girişimi. Bu gözler bizdeki bir çirkinliği inkişaf ettirdiğinden mi batar bize yoksa olur ya çirkinlik bizzat bize yönelen gözün bakışında mıdır. Bu ayıklama girişiminde kendinden olmayanı kendinden bileni yorgunluk bulur. Pirinçle taşını mahir ayıran içinse bir fırsattır. Bu yeni aynadaki yeni yüzümüz ne için biraz solgunca durur? Bu solgunluk belki içimizdeki bir kalbi hastalığı bizi alaşağı etmeden teşhis eder. Belki içimize döner, yüzümüzü tozlandıran şeyi bulup çıkarırız da yüzümüz iki cihanda aydınlık olur. Bu yabancı gözler içinde bizim içimize yönelmiş bir soru yahut zaten bizde konuk bekleyen bir sorunun cevabını
Taşlar yerine oturdu. Taşlar yerine oturana kadar bir sağa bir sola savruldu beni bir gökten alıp bir yere vurdurdu. Yolunda çekilen zahmeti anmak belki yolu incitir. Ben sordum sordum hangi suyun sakasıyım yarabbelalemin. Duvarlardan, baktığım gözlerden, kulak verdiğim dillerden, kanat çırpıp süzülen kuşlardan, salınan ağaçlardan, çalkalanan denizlerden yıllar yılı hiç cevap gelmedi. Hepsi bir yerde bir sessizliğe and içmiş gibi yüzüme o cevapsızlığın mahrumiyetini vurdu da vurdu. Bazen gönlüm bir taş olup vurdu dağdan dağa yoldan yola bazen bir kayaya çarptı da yarıldı başı, oradan çağlayıp fışkırdı gözlerinden yaşı. Yaşardıkça yumuşadı ya rahman ya rahim diye iniledi. Cevap gelmedikçe yeniden yeniden taş oldu dilleri anmaz oldu. Sonra bilmedi de bildirildi, bulmadı da buldururdu. Anmak izinsiz olmaz. O izin vermeden O’nu anamazsın. O izin verir yol gösterirse bülbül gibi şakırsın. Ben bugün anma yolumu, hizmet yolumu, safamı mervemi, didinip çabalayacağım say yerini buldum. Ben yıllar yılı çölde Hâcer yunusun karnında Yunûs, ağacın altında Musâ, kurt düşmüş yaralar içinde Eyyüb kısalarını okudum. Onların duaları geldi gitti dilime onların yakarışlarını yakardım. Bugün ise başka bir ayetin tecelligahı “Bunun üzerine Rableri, onlar(ın duaların)a şöyle cevap verdi: "Şüphesiz ki ben erkek olsun kadın olsun, içinizden çalışıp bir iş (fedakârlık) yapan kimsenin yaptığını ziyan etmeyeceğim.” Elhamdulillah. Yarattıkları sayısınca yıldızları sayısınca kelimleri sayısınca ta ki razı olana kadar elhamdulillah. 11.04.26
Ukûlun son tecelligâhı, istiğrak ü hayrettir.
Sayfa 125 - Hayret