Sevgili Lilyum
Sevgili Lilyum... O gideli beş ay olmuştu. Sesini duymayalı, ondan tek bir satır okumayalı, adını bir mesajın sonunda görmeyeli koskoca beş ay geçmişti. Takvim yaprakları değişmişti, mevsim bile değişmeye yüz tutmuştu ama içimdeki eksiklik olduğu yerde duruyordu. İnsan bazı yokluklara alışır sanırdım. Günler geçtikçe acının hafifleyeceğini, özlemin yavaş yavaş azalacağını düşünürdüm. Meğer bazı insanlar gittikten sonra zaman ilerliyor ama insanın içindeki saat duruyormuş. Neredeydi bilmiyordum. Nasıldı bilmiyordum. Gülüyor muydu, üzülüyor muydu, geceleri rahat uyuyabiliyor muydu bilmiyordum. Bir başkasına benim baktığım gibi bakıyor muydu, bir başkasına benim anlattığım şeyleri anlatıyor muydu onu da bilmiyordum. Bildiğim tek şey vardı; yokluğunun her gün yeniden karşıma çıktığı. Sabah uyandığımda ilk aklıma gelen oydu. Gece uyumadan önce son düşündüğüm yine oydu. Gün içinde bazen bir şarkı çalıyordu, birden onu hatırlıyordum. Bazen bir sokaktan geçiyordum, bazen bir kahve kokusu geliyordu, bazen hiç sebepsiz yere kalbim sıkışıyordu. İnsan birini özlemeye başladığında dünya onun izleriyle doluyor Lilyum. Kaçmak istiyorsun ama her şey onu hatırlatıyor. Ona dair hatırladığım son şey bana kurduğu son cümleydi. "Biliyorum." Sadece bir kelimeydi belki. Ama o kelime beş ay boyunca zihnimin içinde dönüp durdu. Biliyorum... Neyi biliyordu? İçimde saklamaya çalıştığım sevgiyi mi? Her şeye rağmen vazgeçemediğimi mi? Giderken bile onu bekleyeceğimi mi? Yoksa kalbimin o günden sonra uzun süre iyileşemeyeceğini mi? İnsan bazen tek bir kelimenin içine bir ömür sığdırabiliyor. Ben o kelimenin içinde yaşadım beş ay boyunca. Defalarca aklımda aynı sahneyi canlandırdım. Son konuşmamızı, son bakışını, son sessizliğini... Belki başka bir şey söyleseydi bu kadar canım yanmazdı.
Duygu ve Düşünce
"kalbinde çözülmeden kalan her şey için sabırlı ol. soruların kendisini sevmeye çalış, kilitli odalar ve yabancı lisanda yazılmış kitaplar gibi. cevapları şimdi arama. şu anda cevaplar sana verilemez, çünkü sen henüz onlarla yaşayamazsın. bu her şeyi yaşama meselesidir. şu anda senin, soruyu yaşaman gerekiyor. belki daha ilerde, farkına bile varmadan, günün birinde kendini cevabını yaşarken bulacaksın." -rilke
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Ben bu insan ilişkilerini bu yaşıma geldim hala çözemedim. Arkadaşımla sohbet ederken benim bildiğim sohbet birisi anlatır öbürü dinler sonra öteki anlatır o dinler soru sorulursa karşı taraf cevaplar falan. Arkadaşım hem bana soru sorup durdu hem ben anlatınca sen de çok kendini merkeze almayı seviyorsun hep kendini anlatmak istiyorsun diyor. Yahu konuşmak sohbet etmek için bir araya gelmiyor muyuz zaten? Sen de anlat kendini ben seni engelliyor muyum.. hem kendisi soruyor hem kendisi laf ediyor. Ayrıca anlatırken de durmadan laf bölüyor dinlemeyi bilmeyen insan sevmiyorum.
defalarca izleyebilirim, buse'nin nikah töreninde ''hayır'' cevabını verip, çıkıp koşmasını... kime ve neye karşı olursa olsun ''hayır'' cevabının kuvveti ve özgürlüğü bambaşka. buse tüm yükü kendine yükleyerek, yıllarını paylaştığı ve aynı zamanda yıllardır hayalini kurduğu uğur ile nihayet evlenecekti. nişan gününün sonunda gelen ayranları bile kendi teslim alınca ''ben ne yaşıyorum ya'' diye kendi kendine sorgulamaya başlayıp, iç seslerinin esiri olup ağlayarak ayranları parçalamıştır -sahneyi izleyenler bilir yıllardır oyunculuk yapanlara taş çıkarır- ve bu sahneye ''Ruhum endişeli/ Anılar hep içeri/ Bu yüzden yok hiç benim bekleyenim .....Hâlimi soran bile yok/Hayat artık hiç sarmıyo′/Ama sen olmasan da olur'' sözlerini içeren şarkının eşlik etmesi de pek tabii tesadüf değil. ve tabi ki konu asla ayran değildi.... düğün gününde ise nikah kıyılırken ''...uğur beyi eş olarak kabul ediyor musunuz'' sorusu karşısında buse'nin sessizliğini koruması herkesi şaşırtmıştı ve büyük bir kararlılık ve çoşkuyla ''HAYIR'' cevabını verip, ilk dakikalarda kimse peşinden gelmemesine rağmen salondan koşarak ayrılması ve caddelerce -bazen tebessüm bazen kaygılı bir yüz ifadesiyle- koşmaya devam etmesi, ''hayır'' cevabının buse'ye getirdiği ferahlığın ve özgürlüğün göstergesiydi ve sanki buse o sahnede ''evet'' cevabıyla kendine yükleyeceği tüm yükler, poblemleri ve ''ruhuna endişeler eken'' partnerini ''hayır'' cevabıyla tüm kuvvetiyle itmişti. arkasından koşup dakikalar sonra yetişen iki kuzeni, buseyle birlikte soluğu pilavcıda aldılar. buse'yi hiç yadırgamadılar, az önce yaşananları söz konusu dahi etmeden başkaca konular hakkında sohbet ettiler. uğura ne mi oldu? salondan çıkarken ''ben bunları hakettim'' dedi sadece... yukarıdan kurgudan bağımsız olarak şunlara değinmeden
Duygu ve Düşünce
Bazı cevaplar yük olur insana yalnızca. Bilmek hiçbir şey kazandırmayacak sana acıdan başka
Arkadaşlarıma Görünce sana beni anımsatan üç şeyi söyler misin? diye sordum ve cevaplar böyleydi... Not; sondakine takılmayın ya ehehhehee sarı sevgimi de sorgulmayin teşekürler:)
1000Kitap