Deniz sahin

Deniz sahin
@Denissahin
Rusban seracılık
ziraat mühendisi
ODTÜ Ankara ziraaat
Rusya
10 okur puanı
Temmuz 2021 tarihinde katıldı
Sevgili Lilyum... Bugün son gecem. Yarın gidiyorum. Çocukluğumun geçtiği sokakları, yıllarımı bıraktığım kaldırımları, adımlarımın ezberlediği yolları, yüzümü gökyüzüne çevirip hayaller kurduğum
Şiir
Sevgili Lilyum
Sevgili Lilyum... Bir gün sana gerçekten veda edeceğim, bir gün gözlerinin içine son kez bakacağım, sesini son kez duyacağım hiç aklımın ucundan bile geçmezdi. Ben hep bizi sonsuz sandım. Kırılırız
Sevgili Lilyum… Ve sen, yeryüzünde bir daha asla denk gelemeyeceğimizin galibi olarak kalacaksın… Ben ise bir şeyin iki kez olmadığını öğrenmenin mağlubiyetiyle yaşayacağım. Ne tuhaf değil mi? İnsan
Sevgili Lilyum
Hazirana yaklaşan bir Mayıs akşamının hüznünü ve özlemini taşıyan uzun bir metne dönüştürdüm: Sevgili Lilyum… İğde kokusuna tutunmuş gidiyorum. Hazirana yakın Mayısın bilmem kaçı… Takvim
Sevgili lilyum..
Hazirana yaklaşan bir Mayıs akşamının hüznünü ve özlemini taşıyan uzun bir metne dönüştürdüm: Sevgili Lilyum… İğde kokusuna tutunmuş gidiyorum. Hazirana yakın Mayısın bilmem kaçı… Takvim yapraklarının artık bir önemi kalmadı çünkü insan bazı zamanları tarihle değil, içinde bıraktığı eksiklikle hatırlıyor. Şimdi hangi gündeyiz bilmiyorum; yalnızca akşamın yavaşça çöktüğünü, rüzgârın dalları usulca salladığını ve içimde senden kalan o ince sızının yine büyüdüğünü biliyorum. Sokakların üstüne çöken bu sarı akşam ışığında seni düşünüyorum. Her şey seni hatırlatıyor bana. Kaldırım taşlarının sessizliği, uzaktan geçen tren sesi, eski bir şarkının yarım kalan cümlesi… Ve özellikle de iğde kokusu. Çünkü bazı kokular insanın içine işleyen bir hatıradır. Bir kere duyuldu mu artık hiçbir mevsim eskisi gibi olmaz. Ben şimdi her iğde kokusunda biraz daha sana dönüyorum. Bilirsin, Mayıs hep yarım bir aydır. Ne tam bahardır ne de yaz. Tıpkı bizim gibi… İçinde açmaya çalışan çiçekler kadar, geç kalmış hüzünler de taşır. İnsan Mayıs’ta daha çok özler. Çünkü hava güzelleştikçe eksiklikler daha görünür olur. Gökyüzü maviye döndükçe insanın içindeki karanlık daha belirginleşir. Ben seni en çok akşamüstlerinde özlüyorum Lilyum. Gün bitmeye yaklaşırken… Her şeyin sustuğu, kuşların bile yavaşladığı o saatlerde. Sanki dünya yoruluyor da insan kalbinin sesini daha net duymaya başlıyor. İşte o anlarda sen geliyorsun aklıma. Bir cümle gibi değil, uzun bir sessizlik gibi. İçimde yankılanan ama asla tamamlanmayan bir şey gibi… Bazen düşünüyorum; insan gerçekten birini unutabilir mi? Yoksa yalnızca yokluğuna alışmayı mı öğrenir? Çünkü ben seni unutmuyorum. Sadece sensiz geçen günlerin ağırlığını taşımayı öğreniyorum. Ama bazı geceler oluyor… İşte o zaman bütün öğrendiklerim dağılıyor. Bir rüzgâr esiyor, iğde kokusu doluyor geceye ve ben yeniden sana dönüşüyorum. Şimdi kim bilir neredesin… Hangi pencereden gökyüzüne bakıyorsun, hangi şarkıyı yarım bırakıyorsun, hangi düşüncenin içinde kayboluyorsun bilmiyorum. Ama bilmediğim şeyler içinde en çok şunu merak ediyorum: Bir an bile olsa beni hatırlıyor musun? Çünkü ben bazen bir kelimenin içinde bile sana rastlıyorum. Birinin gülüşünde, bir kitabın kenarına düşmüş eski bir notta, rüzgârın taşıdığı herhangi bir kokuda… İnsan bazı insanları geçemez Lilyum. Ne kadar yürürse yürüsün, hep biraz onların etrafında döner. Ben de dönüyorum işte. Sessizce. Kimseye anlatmadan. İçimde sana ait küçücük bir mevsimi saklayarak… Ve şimdi yine gidiyorum. İğde kokusuna tutunmuş… Hazirana yakın Mayısın bilmem kaçında… İçimde sana benzeyen o eski sızıyla. Belki bir gün gerçekten unutulur her şey. Belki zaman dediğimiz şey bütün izleri siler. Ama bugün değil. Bugün hâlâ sen varsın.