Eğer o misalî ve aksî güneşçikler, semadaki tek güneşe isnad edilmese, lâzım gelir ki; bir kibrit başı yerleşmeyen bir zerrecik cam parçasında tabiî, fıtrî ve güneşin hasiyetlerine mâlik, zahiren küçük, manen çok derin bir güneşin haricî vücudunu kabul ederek, zerrat-ı zücaciye adedince tabiî güneşleri kabul
etmek lâzım geldiği gibi.. -aynen bu misal gibi- mevcudat ve zîhayat
doğrudan doğruya Şems-i Ezelî'nin Cilve-i Esmasına verilmezse, herbir
mevcudda, hususan herbir zîhayatta hadsiz bir kudret ve irade ve nihayetsiz
bir ilim ve hikmet taşıyacak bir tabiatı, bir kuvveti, âdeta bir ilahı içinde
kabul etmek lâzım gelir.
İşte sen de anla! Bu öyle bir fikirdir ki; senin zerratın adedince
muhalat ve hurafeler, içinde bulunuyor. Ey muannid muattıl! Sen de utan..
bu dalaletten vazgeç.
Eğer o, mektub olmazsa ve
onun kalemine verilmezse, kendi kendine olmuş denilse veya tabiata verilse,
o vakit matbu' kitab gibi, herbir harfi için ayrı bir demir kalem lâzımdır ki
tab'edilsin.
Senin Vücudun bin kubbeli hârika bir saraya
benzer ki; her kubbesinde taşlar, direksiz birbirine başbaşa verip, muallakta
durdurulmuş. Belki senin Vücudun, bin defa bu saraydan daha acibdir.
Çünki o Saray-ı Vücudun, daima Kemal-i İntizamla tazelenmektedir.
İKİNCİ MUHAL: Eğer herşey, Vâhid-i Ehad olan Kadîr-i Zülcelal'e
verilmezse, belki esbaba isnad edilse lâzım gelir ki; Âlemin pek çok anasır
ve esbabı, herbir zîhayatın Vücudunda müdahalesi bulunsun. Halbuki sinek
gibi bir küçük mahlukun Vücudunda, Kemal-i İntizam ile gayet hassas bir
Mizan ve tamam bir ittifak ile, muhtelif ve birbirine zıd, mübayin esbabın
içtimaı, o kadar zahir bir muhaldir ki, sinek kanadı kadar şuuru bulunan, "Bu
muhaldir, olamaz!" diyecektir.