Ebru Ceylan

El-Havâssü'l-Bâtına
İbn Sînâ beş iç his tespit eder: bazen fantasia da denen ortak duyu (hiss müşterek), bazen suret-taşıyıcı yeti (musavvire) olarak da terimleştirdiği hayâl; akıl tarafından kullanıldığında insanlarda düşünme yetisine (mütefekkire) dönüşen hayal oluşturucu güç (mütehayyile); vehim yetisi (vehm) ve son olarak hafıza (zikr). İbn Sînâ’nın bu beş iç duyuları tespit etmesi gelişigüzel olmayıp, yetileri ayırt etmenin üç farklı ilkesinin sonucudur: farklı bilişsel nesneler arasındaki ayrım ilkesi; alıcı ve tutucu kuvvetler arasındaki ayrım ilkesi ve etkin ve edilgin kuvvetler arasındaki ayrım ilkesi. •Türk islam felsefesi tarihi ll
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
"Sadece bakmak değil; Kalbe ve zihne nakşedilme süreci”
İbn Sînâ için hayvanların en belirgin faaliyeti algıdır. İbn Sînâ’ya göre her algı “şu veya bu biçimde, algılanabilir olanın suretinin alınmasından başka bir şey değildir”. Bir başka ifadeyle, maddî nesnelerin algılanması söz konusu olduğunda algı, o nesnenin suretinin veya manasının, algılayana nakşedilmesidir. Hayvandaki algının çoğu durumda nesnesi suret veya manadır, İbn Sînâ bu ikisini dikkatli biçimde ayırt eder: “Suret, hem dış hem de iç hislerin ikisinin de idrak ettiği şeydir, önce dış his onu idrak eder, sonrasında iç hisse aktarır… Mana ise önce dış his onu idrak etmeden nefsin hissedilirden idrak ettiği şeydir.” •Türk islam felsefesi tarihi ll
Kant açısından ilerleme, “İnsan doğasının köktenci amacı ve belirlenim ilkesidir”. Bu bakımdan aydınlanma bitimsiz ve kaçınılmazdır. Her zaman ulaşılacak yeni aydınlanmalar bulunur. Ne var ki eleştirel akıl kullanımı olmadan aydınlanma gerçekleşemez. Öyleyse eleştiri, aydınlanmanın en temel koşuludur. Aydınlanmayı taşıyacak insan otonomdur/özerktir. Kendi sorumluğunu taşıyan, eleştirel düşünebilen, kendi eyleme yasasını kendisi koyan kişi özerktir. Özerk kişi olabilmeyi başarmış kişi aynı zamanda aydınlanmış öznedir. •felsefe tarihi sorunları ll
Kant’a göre bireysel açıdan bakıldığında aklını özerk kullanmama, kişinin yaşamda savrulmasına yol açar. Toplumsal açıdan bakıldığında ise aklını kullanmayan kimselerin başına yönetici olarak gelmek son derece kolaydır. Üstelik yöneticiler, aklı kullanmayı sıkıntılı ve tehlikeli göstermek için ellerinden geleni yaparlar böylelikle kullanılmayan akıllara hükmetmek kolaylaşır. Kant, yöneticilerin ergin olmayan kimselere koydukları zihinsel bariyerleri şu keskin sözlerle anlatır: Önlerine kattıkları hayvanlarını önce sersemleştirip aptallaştırdıktan sonra bu sessiz yaratıkların kapatıldıkları yerden dışarıya çıkmalarını kesinlikle yasaklarlar sonra da onlara, kendi kendilerine yürümeye kalkışırlarsa başlarına ne gibi tehlikeler geleceğini bir bir gösterirler. (Kant, 1983) Felsefe tarihi sorunları ll
… dolayısıyla Tanrı’nın feyzi, umumî olmakla beraber bu feyzin muhatabı olan varlıkların imkân ve kuvve nitelikleri arttıkça feyzden aldıkları pay da azalmaktadır. Varlık hiyerarşisinde en fazla imkân ve kuvve niteliğine sahip varlık madde olduğundan onun bu feyzden istifadesi de diğer varlıklara nisbetle oldukça azdır. Bu özelliği dolayısıyla ay-altı âlemdeki kötülüğün sebebi olarak gösterilmesine rağmen, filozofun maddeyi, bir kötülük tanrısı olarak kabul ettiğini söylemek yanlıştır. Zira ona göre madde de Tanrı tarafından yaratılmıştır ve sebep olduğu kötülükler, kendi yapısal özelliklerinden kaynaklanmaktadır: “(...) Zira feyz umumîdir, onda cimrilik olmadığı gibi ona herhangi bir engel de yoktur. Cahil ve kıt akıllılar, bu eksikliğin sebebinin, şânı yüce olanın fiilleri olduğunu sanmamalılar. O’nun fiilleri sıfatlarının, sıfatları da zatının bir gereğidir; zatı ise ebedî olarak aktiftir (mûcib).” Neticede İbn Sînâ’ya göre kötülükler, Tanrı’nın ilk inayetinde malum olmakla beraber Tanrı bunu hem arazî olarak kastetmiştir hem de arazî olarak bundan hoşnuttur. Tanrı’nın kötülüklerden arazî olarak hoşnut olması, iyiliğin ayrılmaz bir parçası olmalarından kaynaklanmaktadır. •Türk İslam felsefesi tarihi ll