"Amansız düşmanlarıyla hiç de adil olmayan bir mücadeleye atılmak için kendinde muazzam bir kuvveti toplamak üzereyken, bir anda önünde yeni, öncekilere göre çok daha güçlü bir düşmanın zuhur ettiğini gördü. Kimdi bu? Deruhte ettiği Halife ünvanıyla sahip olduğu gücü birkaç misline çıkaran kendi hükümdarı. Entrika, ahlaksızlık, yalan ve iftiralarıyla, elindeki kuvvetleri silahlı mukavemete davet ederek bu dini önder halihazırda dışarıdan gelen çakallara karşı vatanını müdafaa etmekle meşgul olan tebaasını birbirine düşürmeye çalışmaktaydı.
Bu hakikaten de en ileri mertebede trajik ve korkunç bir durum değil miydi?"
"Halifelik Türkiye Sultanları tarafından asırlar boyunca şan ve şerefle ve İslam diyarının lehine olmak üzere icra edilmiştir. Bu yüce makama, onun vecibesinin şuurunda olarak, kendi öz memleketlerinin büyük can ve mal fedakarlıklarını göze alarak İslam'ın davası uğruna hizmet etmişlerdir. Tehdit nereden gelirse gelsin, her zaman İslam memleketlerinin yardımına yetişmişlerdir. Mukaddes Şehirler'in müdafaası Türkiye'ye yüz binlerce asker ve memurun canına mal olmuşsa dahi.. Türkiye Sultanları, İslam'ın Araplardan miras aldığı memleket topraklarını muazzam şekilde, birçoğu kalıcı olmak üzere arttırmışlardır. Bu tarihi gerçektir: İslam'ın bayraktarı olan Türkiye ümmetin ebediyen medar-ı iftiharı mevkiini koruyacaktır."
Said Halim Paşa, 1921.