Cezzar Oktay Anar

Cezzar Oktay Anar
@cezzarbey
Lombard Hukuku - Kralın canına kast, çetelere yataklık, askeri ayaklanma ve savaşta askerlerini terk eden komutanların cezası ölümdür. - Eğer bir adam kraldan birini öldürmesi ile ilgili bir öğüt alırsa yahut kralın hükmü ile bir adamı öldürürse kendisi ya da varisleri suçlu olmayacaktır. Zira kralların kalplerinin Tanrının elinde olduğuna inandığımıza göre kralın öldürülmesini emrettiği kişinin kurtuluşu olamaz. - Eğer birçok kişi bir ağacı keser ve bu yoldan geçen birinin üzerine düşüp öldürür yahut yaralarsa bu kişiler cezayı eşit olarak ödemek zorundadır. Ancak ağacı kesenlerden birinin üzerine düşer ve onu öldürürse, ölenin payı hesaplanır ve diğerleri kalan miktarı paylaşır. -Meşru bir erkek çocuk olduğu sürece kızlar hiçbir miras almazdı. Erkek çocuğun bir evlilikten dünyaya gelmesi şarttı. Eğer meşru tek bir erkek çocuk ve fazlaca gayrimeşru çocuk varsa meşru çocuk mirasın üçte ikisini meşru olmayanlar sayılarına bakılmaksızın üçte birini alırlardı. -Eğer 3 gayrimeşru erkek çocuk varsa ve meşru tek çocuk kız ise miras üçe bölünüyordu. Biri kız çocuğa diğeri erkek çocuklara kalanı daha yakın akrabalara. - Hiçbir erkek çocuk mirastan mahrum edilemez ve erkek çocuğu olan kimse mülkünü bir başkasına veremez, bağışlayamazdı. - Yaşayan hiçbir özgür kadın kendi iradesine göre yaşayamaz her zaman erkeğin, hiç kimsesi yoksa kralın hegemonyasında olmalıdır. Koruma yahut himayesi altında olduğu kişinin rızası olmadan menkul ya da gayrimenkul devri ya da bağışı yapamazdı. -Bir kölenin özgür bir kadınla evlenmesi ölümüne yol açardı ve kadının akrabaları kadını öldürme ya da sürme ve mallarına el koyma hakkına sahipti. Eğer harekete geçmezlerse kral zabiti kadını mahkemeye verir ve kadın kölelerle birlikte dokuma tezgahında çalıştırılırdı.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?

Cezzar Oktay Anar

, bir kitap okudu
Puan vermedi·208 syf.·
2020 2. kitabı
John Bury
7.4/10 · 130 okunma
"Savaşın patlaması ile birlikte Rusya'nın Anadolu'yu hile, entrika, dedikodu ve fesat yoluyla ele geçirme umutları da son buldu." "Bugün tarafsızlığını ihlal etmesinden dolayı Türkiye'yi suçlu olarak gören kimselerin mevcudiyeti hakikaten şaşırtıcıdır. Oysa ki, tarafsızlığa katlanmak, Türkiye için, yalnızlığa ve tamamen hareketsiz kalmaya mahkum olmak ve sonuç itibariyle de, sadece kendi imkanlarıyla gerçekleştirmede yetersiz kaldığı milli müdafaasını düzene sokmak için mutlaka ihtiyaç duyduğu yardım ve destekten mahrum kalmak demekti. Fakat mevcudiyetini, bağımsızlığını ve bütünlüğünü tek başına korumaktan yoksun olup en mukaddes hakları ile en meşru isteklerine saygı gösterilmesini sağlayamayan bir ülke, tarafsız kalmak suretiyle neticede ne hukukuna, ne de iradesine saygı gösterilmesini sağlayabilirdi." "Türkiye bugün Allah'ın lütfu ve evlatlarının hayran olunacak sadakati sayesinde varlığını korumak için hala mücadele edebiliyorsa, bağımsız, hür ve müreffeh bir istikbali güvence altına almayı da bilecektir. Bunun sebebi de, daha 1914'te görevini kavrayarak harekete geçmesi ve savaştığı korkunç kuvvete yılmadan karşı koyma cesaretini göstermesidir."
"Bu uğursuz hadisenin Enver ve Cemal Paşalardan yahut Talat Paşa'dan habersiz vuku bulacağını kabul edemiyordum. Enver Paşa'nın hükümetin tarafsızlık siyasetine ne derece karşı olduğunu ve ona kalsa bunu daha ilk günden bozacağını biliyordum. Talat Paşa da, Hariciye Nazırı meslektaşından daha az savaş taraftarı olmakla birlikte, Osmanlı'nın tarafsızlığının bozulmasına alkış tutmaktan geri kalmadı. Cemal Paşa'ya gelince, başlangıçta Almanya'yla ittifaka karşı çıkmışsa da, sonradan diğerleri gibi o da ateşli bir savaş taraftarı kesilmişti." - Said Halim Paşa, 1921.
"Yeri gelmişken, kim bilir kaç Avrupalı devlet adamı ve diplomatın olup bitenleri ve Türk insanını anlama ve üzerinde düşünmede yetersiz kaldığını, onu kendi ülkelerine has geleneksel bakış açısıyla değerlendirdiğini ve sonuçta düşmanca, her daim taraflı bir şekilde suçladıklarını; uzun zamandan beri Avrupa diplomasisinin hedefinin de gerçekten ve açıkça Türkiye'yi ortadan kaldırmak olduğunu Türkiye'nin anlamamasının çok üzücü olduğunu da söylemeliyim." -Said Halim Paşa, 1921