Said Halim Paşa

Said Halim Paşa

Yazar
8.3/10
22 Kişi
·
64
Okunma
·
8
Beğeni
·
1.852
Gösterim
Adı:
Said Halim Paşa
Unvan:
Osmanlı devlet adamı
Doğum:
Kahire, 1863
Ölüm:
Roma, 1921
Sait Halim Paşa, 11 Haziran 1913 - 14 Şubat 1917 tarihleri arasında, fiili gücün İttihat ve Terakki ve özellikle de Talat Paşa - Enver Paşa - Cemal Paşa üçlüsü elinde olduğu bir dönemde sadrazamlık yapmış bir Osmanlı devlet adamıdır.rnrn1863 yılında Kahirede doğmuştur. Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşanın dört oğlundan biri olan Mehmet Abdülhalim Paşanın oğludur. Sait Halim Paşa ilk ve orta tahsilini Kahirede özel olarak yapmış, Arapça, Farsça, İngilizce ve Fransızca öğrenmiştir. Daha sonra İsviçrede beş yıl siyasal bilgiler öğrenimi görmüştür.rnrn1888de Mîr-i Mîran rütbesi ile ve Mecîdî nişanı ile Şûra-yı Devlet (Danıştay) âzâsı olmuştur. Kendisine, 1889da II. ve 1892de I. rütbe Osmânî ve 1899da murassa Mecîdî nişanı, 1900de de Rumeli Beylerbeyi pâyesi verilmiştir. 1908de ise bulunduğu Şûrâ-yı Devlet âzâlığından kadro dışı bırakılmış, ancak aynı dönemde Belediye genel seçimlerinde Yeniköy belediye dairesi reisliğine tayin olunmuştur. Daha sonra ise Cemiyet-i Umumiye-i Belediye ikinci reisliği, 1908de de Âyân Meclisi âzâlığı yapmıştır. 23 Ocak 1912-23 Temmuz 1912 tarihlerinde Şura-yı Devlet reisliği de kendisine verilmiştir.rnrnSait Halim Paşa 1912de reislikten çekilmiştir. Bu sırada İttihat ve Terakki Cemiyetinin genel sekreterliğine seçilmiş, Mahmut Şevket Paşanın sadrazamlığı sırasında 1913de de 2. defa Şûrâ-yı Devlet reisliğine ve üç gün sonra Hariciye Nezaretine (Dışişleri Bakanlığına) atanmıştır. Mahmut Şevket Paşanın şehit edilmesinden sonra 1913de Sadrazamlığa (Başbakanlığa) ile getirilmiştir.rnrnSait Halim Paşa, 1913 Eylülünde, Bulgarlarla Edirnenin Osmanlı devletinde kalması ve Meriç nehri hudut olmak üzere sulh imzalanması hizmeti sebebi ile Padişah tarafından İmtiyaz Nişanı ile onurlandırılmıştır.rnSait Halim Paşanın mezarırnrnOsmanlı Devleti 1914 yılında tarafsızlığının ihlal edilmesi nedeni ile I. Dünya Savaşına katıldı. Bu süreçte Almanya sefiri Baron Wangenheim ile Yeniköyde Sait Halim Paşa Yalısında ittifak anlaşması imza edilmiştir. 1915te Hariciye Nazırlığından, 1917de Sadrazamlıktan çekilmiştir (yerine Talat Paşa geçmiştir).rnrn1919 Mart ayında harp ilanı sırasındaki bazı kabine azaları ve Sait Halim Paşa tutuklanmış, Paşa, diğer milletvekilleri ile beraber tahliye olunduktan sonra Romaya gitmiştir. 6 Aralık 1921de bir Salı günü akşamı araba ile evinin kapısına geldiği sırada Ermeni komitacısının silahlı saldırısına uğrayarak hayatını kaybetmiştir. Naşı İstanbula getirilmiş ve 30 Aralık 1921 günü Yeniköydeki yalısından alınarak büyük törenle II. Mahmut Türbesinin bahçesine defnedilmiştir.
Osmanlı İmparatorluğunu, cihan çok arayacak ve onun elinden alınmış yerlerde kurulan, yetersiz ve sun'î devletler, ne idarelerine tevdi ve emânet edilmiş halka, ne de devletler manzumesine faydalı, şerefli bir hizmet ifâ edebilecekler. Bu topraklar üzerinde hakimiyet ve ayrılık kavgası son bulmayacaktır.
Peygamberimiz bize " Müslümanların başına gelebilecek felaketlerin en kötüsünün, 'cehâlet' olduğunu" haber vermişti.
Başka bir ulusun egemenliği altına giren bir toplum, toprağını değil, yasa ve geleneklerini yitirdiği için bağımsızlığını kaybeder. Çünkü, çoğu zaman, üzerinde yaşadığı toprağı terk etmek zorunda kalmaz. Belki ondan daha da çok yararlanır. Bu nedenle, bizim gibi, yurt toprağını korumak uğrunda, yüzyıllardan beri sel gibi kan akıtan bir ulus için, manevi yurduna karşı ilgisiz kalmak, sevgisizlik ve saygısızlık göstermek, düşünülmesi zor, anlaşılmaz bir yanlıştır.
Fakat daha önce, içinde bulunduğu ve dertlerini bizzat hissettiği müslüman dünyasının durumunu, onu bu hâle getiren şartları dikkatle araştırmış ve sebebin, iddia edilenin aksine, dinimizi iyi bilmemek, yanlış uygulamak ve Batı'yı körükörüne taklit etmek olduğunu görmüş; bunun sorumlusunun ise nüfus davasına düşen din adamları ve diktatör devlet adamları ve kendini beğenmiş "cahil" aydınlar olduğunu bulmuştur.
Bir ulus, bir zorbayı zorla tahtından indirmekle özgürlüğünü kazanmış olmaz. Öncelikle yapılması gereken şey, zorbalığın geri gelmesini engelleyici önlemler almaktır. Çünkü, zulüm ve yolsuzlukları doğuran tohumlar varlığını sürdürdükçe, halk zorbalığın gücü karşısında direnecek yerde korkarak sindikçe, boyun eğdikçe, zulüm ve yolsuzluklar o halkın arasında yeniden ortaya çıkar
Hiç düşündünüz mü bu ülke bugün hala neden buhran yaşıyor? Osmanlının son dönemi ve Cumhuriyetin ilk yıllarını anlayabilmeniz için iyi bir eser. Said Halim Paşa o dönemleri kendi fikirlerince tespit etmiş. Kısacası kitabın ana fikrini düşünürken aklıma ilk gelen Montesqiue'nun ethos- nomos değerlendirmesiydi. Buna göre toplumların kanunlarını, yasalarını ; toplumun inançları, değerleri, dünya görüşleri belirliyordu. İşte burada S.H Paşa diyor ki; Batı toplumunun yaşadığı şeyler ile bizimkiler bir mi? Oraya özgü olan birtakım şeyleri bizim toplumumuza uygulamak ne derece doğru? Onaylayın veya onaylamayın, siyasi görüşünüz ne olursa olsun geniş bir perspektiften bakmak adına faydalı kitap.
Sadece bir sefer değil defalarca okumak gerek. İlk kez bir kitabın neredeyse bütün cümlelerinin altını çizdim. Yaptığı tespitler çözüm önerileri mevcut durumuz için de geçerli. Mutlaka okunması gereken bir kitap..
1913 - 1916 yıllarında, Balkan Harbinin sonu ile Birinci Dünya Harbinin ilk senelerinde sadrazam olarak görev yapan Said Halim Paşa esasen İslamcılık fikrinin kuvvetli neferlerindendi. Dedesi Mısır'ı Osmanlı Devleti'nden ayrı bir krallık hâline getirmiş ve hânedan kurmuş olan Kavalalı Mehmed Ali Paşa'dır. Hususi olarak Arapça, Farsça, Fransızca ve İngilizce öğrenerek İsviçre'de beş sene yüksek tahsilini ikmâl edince İstanbul’a geldi. Bir aralık yalısında zararlı evrak ve silâh bulundurduğu saraya jurnâl edilince, evi arandı ve kendisine gelip gidenler gözetlenmeye başlandı. Bundan rahatsız olduğu için Mısır’a gitti ve oradan Avrupa’ya geçti. Meşrûtiyet için çalışanlara fikren ve nakden yardımda bulundu. Meşrutiyet ilân olunca da İstanbul'a geldi. Birinci Dünya Harbine girmemiz üzerine kendisi istifa etmek istediyse de padişahın kendisini bizzat davet edip ricada bulunması hasebiyle sadrazamlığına devam etti. Kendisinden bahsetmeyi bir beyit ile sonlandıralım gelelim kitabın içeriğine: Rûhunu şâd eylesin Rabbi mecid / Dâr’ı gurbette şehîd oldu Sa’îd. (6 Aralık 1921 Salı günü evinin önünde bir Ermeni komitacısının kurşunu ile alnından vurularak şehit oldu.)

Esasen kitabın içeriğinde çok fazla fikir beyanı olduğu için nereden başlasam bilemedim ancak genel olarak özetlemek gerekirse kendisinin sıkça tekrar ettiği ve dönemin devlet ve fikir adamları tarafından yapılan hatanın temeli, Osmanlı fertlerinin sosyal yaşantısını ve içtimai hâlini hesaba katmadan batı medeniyetine yaklaşmak ve Osmanlı kimliğini unutarak benliğinden uzaklaşmak olduğudur. Yani Osmanlı'nın sonunu getiren kendisine göre yabancılardan çok yabancılık fikridir. Kendisi, değiştirmek yerine düzelterek ıslah etmek taraftarıdır ki pek de haksız sayılmaz. Bunların dışında taassuptan sayılacak fikirleri de yok değildir. Örneğin dinsizliği kusurlu bir ahlâk terbiyesinden ileri gelen fikrî ve rûhî bir çöküntü olarak görmesi gibi.
Abdülhamid 2 devrinin sosyolojik çözümlemesi... İstibdadın tek müsebbibi hükümdar mıdır? Dönemin muasırlarının hiç etkisi yok mudur? İttihat ve Terakki yurdunu delice seven delifişek midir? Ya da eline geçmiş yorgun bir çınarı yönetmekten aciz tecrübesiz tıfıllar mıdır? Belki de bunların hepsidir. Ama tüm bunları objektif bir gözle aktaran Said Halim Paşa analitik zekası gelişkin tam bir müslüman entelektüeldir vesselam.
Sait Halim Paşa “Buhranlarımız”da bir kısım doğru tespitlerde bulunmasına rağmen, krizlere çare olarak ta Şeriate daha sıkı sarılmayı önermesi, meselenin özünü kavrayamadığını göstermektedir.
Zira bilinen insanlık tarihi boyunca din eksenli hiçbir ülkenin insanı mutlu, huzurlu olmamıştır.
Örneğin “Asrı Saadet-Saadet Asrı” diye andığımız o dönemde bile dört halifeden üçü, yöneticisi oldukları insanlar tarafından katledildi, Cemel savaşında 10.000, Sıffin savaşında 70.000 Müslüman yine Müslümanlarca boğazlandı!
Peygamberin torununun başı kesildi ve ailesinden 72 kişi Fırat’ın kenarında susuzluktan, açlıktan öldü.
Paşa. “Hz. Muhammed’in öğretileri olmasa insanlık mutluluğu keşfedemezdi” dediğine göre: Bilinen 150 bin yıllık insanlık tarihi boyunca, İslam gelene kadar insanlar hep mutsuzmuş ve Müslüman olmayan, şeriatla yönetilmeyen 6 milyar insan, mutluluk nedir bilmiyormuş.
Paşa ve paşa gibi düşünenlere sormak lazım: “Şeriat ve İslam mutluluğun anahtarı ise, günümüzde milyonlarca Müslüman neden ezan okunan ülkelerden, çan çalınan ülkelere kaçmak için yollarda can veriyor?
Yoksa 1400 yıldır bu Kur-an’ı anlayan, onu doğru yorumlayan bir Müslüman çıkmadı mı ki, İslam coğrafyası, Firavunlar, Roma ve cahiliye dönemlerinden bile daha büyük, daha vahşi, haksızlık, hukuksuzluk, zulüm ve zalimlikler, yağma talanlarla anılır.
Din günümüzde olduğu gibi inanç olmaktan çıkarılıp siyasete sermaye edilince, Mitolojik dinler döneminde de, semavi dinler devrinde de hep haksızlık, hukuksuzluk, kan, gözyaşı, zulüm kaynağı olmuştur, olmaya da devam edecektir.
İÖ 399 yılında Sokrates, 70 yaşındayken, Atina tanrılarını (Zeus ve diğer tanrılar) inkâr etmekle suçlanır ve Zeus Şeraitine göre, 500 kişilik bir jürinin kararıyla idam edilir.
Sait Halim Paşa: Müslümanların kurtuluşunu şeraitte gördüğü gibi, “batı da şeriatı keşfedecek ve mutluluğu bulacak” diyor.
Paşa'nın. "Devlet başkanlarını kimse sınırlayamamalı, siyasi partiler olmamalı" dediğine göre, o kurtuluş olarak gördüğü "Şeriat" tam da Osmanlı padişahları ve son yıllardaki tek adam rejimi olmalı ama iyi de neden buhranlar-krizlerden bir türlü kurtulamıyoruz?" Kitapta bunun cevabı yok.
Geçmişte yüz yıllarca birbirini boğazlayan, Engizisyon Mahkemeleri kararıyla “cadı” diye yüz binlerce insanı yakan Avrupa'da günümüzde bir nebze huzur mutluluk var ise, bu onların din ekseninden kurtulup, seküler yönetim tarzına geçmesindendir.
Öyle ya. Siz “Tanrı Zeus Oliypos Dağından bizi gözetliyor” dersiniz, halkın bir kısmı buna belki inanır ya da inanır gibi görünür ama bir kısmı da sizin alenen yalan söylediğinizi veya vehimlerinizi gerçekmiş gibi anlattığınızı fark ederek size başkaldırır.
Dolayısıyla bir Osmanlı başbakanı ve aydını olan Sait Halim Paşa’nın bile, gerçeklerden ne kadar uzak ve ham hayal içinde olduğunu görmek, Osmanlının neden yıkıldığını anlamak için Paşanın “Buhranlarımız” kitabını okumanızı öneririm.
Osmanlı'nın en zor döneminde sadrazamlık yapmış çok önemli bir devlet adamı olarak, o zamanlardan bu zamanlara uzanan geri kalmışlığımızın sebeplerini kendi bilgi, tecrübe ve fikriyatıyla izah etmeye çalışmış, çok önemli tespitler yapmış. Özellikle kuralsız, orantısız ve düşüncesizce fiiliyata geçirilen batılılaşma faaliyetlerinin kusurları ve zararlarını acı tecrübeler olarak paylaşmış, belki bugünkü idarecilerimize bile yol göstermeye çalışmış.
Farklı küçük kitapçıkların birleştirilmesiyle oluşan bir kitap olduğundan zaman zaman tekrara düşmüş olması okuma keyfine zarar veriyor belki ama hem fikri derinliği hem bir takım tarihi vakaları birinci ağızdan dinleme imkanı için okunmaya değer bir eser.

Yazarın biyografisi

Adı:
Said Halim Paşa
Unvan:
Osmanlı devlet adamı
Doğum:
Kahire, 1863
Ölüm:
Roma, 1921
Sait Halim Paşa, 11 Haziran 1913 - 14 Şubat 1917 tarihleri arasında, fiili gücün İttihat ve Terakki ve özellikle de Talat Paşa - Enver Paşa - Cemal Paşa üçlüsü elinde olduğu bir dönemde sadrazamlık yapmış bir Osmanlı devlet adamıdır.rnrn1863 yılında Kahirede doğmuştur. Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşanın dört oğlundan biri olan Mehmet Abdülhalim Paşanın oğludur. Sait Halim Paşa ilk ve orta tahsilini Kahirede özel olarak yapmış, Arapça, Farsça, İngilizce ve Fransızca öğrenmiştir. Daha sonra İsviçrede beş yıl siyasal bilgiler öğrenimi görmüştür.rnrn1888de Mîr-i Mîran rütbesi ile ve Mecîdî nişanı ile Şûra-yı Devlet (Danıştay) âzâsı olmuştur. Kendisine, 1889da II. ve 1892de I. rütbe Osmânî ve 1899da murassa Mecîdî nişanı, 1900de de Rumeli Beylerbeyi pâyesi verilmiştir. 1908de ise bulunduğu Şûrâ-yı Devlet âzâlığından kadro dışı bırakılmış, ancak aynı dönemde Belediye genel seçimlerinde Yeniköy belediye dairesi reisliğine tayin olunmuştur. Daha sonra ise Cemiyet-i Umumiye-i Belediye ikinci reisliği, 1908de de Âyân Meclisi âzâlığı yapmıştır. 23 Ocak 1912-23 Temmuz 1912 tarihlerinde Şura-yı Devlet reisliği de kendisine verilmiştir.rnrnSait Halim Paşa 1912de reislikten çekilmiştir. Bu sırada İttihat ve Terakki Cemiyetinin genel sekreterliğine seçilmiş, Mahmut Şevket Paşanın sadrazamlığı sırasında 1913de de 2. defa Şûrâ-yı Devlet reisliğine ve üç gün sonra Hariciye Nezaretine (Dışişleri Bakanlığına) atanmıştır. Mahmut Şevket Paşanın şehit edilmesinden sonra 1913de Sadrazamlığa (Başbakanlığa) ile getirilmiştir.rnrnSait Halim Paşa, 1913 Eylülünde, Bulgarlarla Edirnenin Osmanlı devletinde kalması ve Meriç nehri hudut olmak üzere sulh imzalanması hizmeti sebebi ile Padişah tarafından İmtiyaz Nişanı ile onurlandırılmıştır.rnSait Halim Paşanın mezarırnrnOsmanlı Devleti 1914 yılında tarafsızlığının ihlal edilmesi nedeni ile I. Dünya Savaşına katıldı. Bu süreçte Almanya sefiri Baron Wangenheim ile Yeniköyde Sait Halim Paşa Yalısında ittifak anlaşması imza edilmiştir. 1915te Hariciye Nazırlığından, 1917de Sadrazamlıktan çekilmiştir (yerine Talat Paşa geçmiştir).rnrn1919 Mart ayında harp ilanı sırasındaki bazı kabine azaları ve Sait Halim Paşa tutuklanmış, Paşa, diğer milletvekilleri ile beraber tahliye olunduktan sonra Romaya gitmiştir. 6 Aralık 1921de bir Salı günü akşamı araba ile evinin kapısına geldiği sırada Ermeni komitacısının silahlı saldırısına uğrayarak hayatını kaybetmiştir. Naşı İstanbula getirilmiş ve 30 Aralık 1921 günü Yeniköydeki yalısından alınarak büyük törenle II. Mahmut Türbesinin bahçesine defnedilmiştir.

Yazar istatistikleri

  • 8 okur beğendi.
  • 64 okur okudu.
  • 4 okur okuyor.
  • 36 okur okuyacak.
  • 2 okur yarım bıraktı.