Perili Köşk, Ömer Seyfettin’in hem güldüren hem de insana küçük bir “hayat dersi” bırakan hikâyelerinden biri. .
Okurken, sanki mahallenin bir köşesinde anlatılan eski bir şehir efsanesine kulak veriyormuşum gibi hissettim; sıcak, tanıdık, hafif muzırlık kokan bir anlatı.
İnsan bazen görmek istemediği şeye “perili” der, duyduğu küçük bir sesten bile koca bir korku çıkarır ama işin aslında gerçek çok daha basittir. Ömer Seyfettin bunu öyle güzel bir mizahla veriyor ki, bir yandan gülüyorsun, bir yandan da “biz de böyleyiz işte” diye içinden geçiriyorsun.
Köşkün perili olduğuna körü körüne inananlar, işine geldiği için korkuyu büyütenler, hiçbir şey sorgulamadan söylentilerin peşine takılanlar… Hepsi aslında hayatımızda var. Belki mahallede, belki iş yerinde… Yani hikâye yazıldığı dönemi aşmış, hâlâ kalbimizin orta yerine denk geliyor.
Ben bu öyküde en çok insanların hem merakını hem korkusunu hem de fırsatçılığını aynı çatı altında izlemeyi sevdim. Ömer Seyfettin’in dili yine akıcı, yine yalın, yine insanı kendine çeken bir tatlılıkta. Sonunda ortaya çıkan gerçek ise tam “Ömer Seyfettin’lik”: Hem şaşırtan hem güldüren, hem de biraz düşündüren..
Kısacası Perili Köşk, basit görünen ama içinde küçücük bir hayat aynası taşıyan bir hikâye. Okuduğumda “önyargı nasıl da büyüyormuş” diye düşündüm. Ve belki de en güzeli, bunu asla sıkmadan, tatlı bir mizah eşliğinde anlatmasıydı.
---