Yine hayatımın kâbusu olan bir hikâye.. Türk hikayeciliginden, Türk eğitim öğretim sisteminden nefret ettiğim bir eser daha. Ömer Seyfettin harika bir hikayecidir bunu asla yargılamam! Ama Türkçe öğretmenleri doksanlı yılların sonu ve ikibinlerin başında üzerinde kesik el olan mide bulandırıcı bir görselle süslenmiş bu hikâyeyi zorla okutup not verirdi. Okula erken başlamış biriyimdir. Beş buçuk yaşında okula başladım ve 4. Sınıfa giderken bu kitap ödev bahanesiyle zorla tüm sınıfa aldirildi. Kırtasiyeye gidip kitabın kapağını görünce kustugumu hatırlıyorum. O kadar korkmuştum ki .. birde hoca ne anladınız diyor hikayeden "kimseye minnet etme al elini kes daha iyi " bunu mu diyeceğiz hikâye ne verebilir ya dokuz on yaşında çocuklara korku ve şiddetten başka resmen psikolojimi bozdu bu eser. Hiç bir çocuğun okumasını tavsiye etmiyorum.
Özgür olmak istiyorsan hiç kimseye minnet etmeyeceksin diyor üstad hikayesinde.................................................................................................................
DiyetÖmer Seyfettin · Timaş Çocuk · 20034,752 okunma
Koca Ali, uzun boylu, iri pençeli, kalın pazılı, geniş omuzluydu. Tıpkı bir pehlivan gibiydi. Dar bir kapısından başka aydınlık girecek hiçbir yeri olmayan dükkânında, tek başına, gece gündüz kıvılcımlar saçarak çalışırdı. O bir demirci ustasıydı. Yeniçeriler bile sadece onun damgasını taşıyan kamaları, büyük kılıçları tercih ederlerdi. Kimseyle ilişkisi olmayan, nereden geldiği bilinmeyen esrarengiz biriydi.
Bir gün şehirde hırsızlık olur. Bununla alakalı ipuçları, Koca Ali’nin dükkânından çıkar. Koca Ali, kendini savunamaz ve suçlu kabul edilir. Ve diyeti gereği kolunun kesilmesine karar verilir.
(Tanıtım Bülteninden)
DiyetÖmer Seyfettin · Timaş Çocuk · 20034,752 okunma
Farklı memleketlerden gelmiş ve ömrü boyunca kimseye eyvallah etmeden yaşamış demirci Ali usta, üzerine yıkılan bir suç sonrası şeriat hükmü dolayısıyla kolundan olacaktır. Onu, ölene kadar kendisi için çalışmak şartıyla, bir kasap diyetini vererek kurtarır.
Diyet, bir kimseye kulluk etmek zorunda kalmanın yakıcı azabını gözler önüne seren ders verici mükemmel bir Ömer Seyfettin hikayesi.
Farklı bir konusu var. Açgözlüler ve yetinmeyi bilenlerin kesişim noktası çok güzel anlatılmış. Ancak bendeki kitap çocuk kitabı diye yazıyor ama kesinlikle çocuklara uygun bir kitap değil. Onlar için çok ağır ve ürkütücü bir kitap olabilir.
DiyetÖmer Seyfettin · Timaş Çocuk · 20034,752 okunma
Ya gelmesini bilmeli ya gitmesini, ikisini de yapmayıp arafta bırakan birisi varsa bilinki bencil koca kulaklı bir eşektir hemen uzaklaşmak lazım. Tıpkı kangren olmuş bir kolu kesmek gibi tümden yok olmaktansa Ömer Seyfettin'in Diyet öyküsündeki gibi diyeti verip kimseye karşı boynu eymemek lazım.
Zaten hayat üç beş günlük mevzudur kimseye karşı değerli olan vaktimizi sebil gibi heba etmeye gerek bulunmuyor.
Diyet bazen öykü deki gibi bir kol oluyor bazen de geniş bir boşluk bir bekleyiş özlem oluyor eyvallah ama inceldiği yerden kopması lastik gibi uzayıp bir yere varmamasına on basar.
Ömer Seyfettin harika bir yazar çocukluğumda bol bol okuyordum arada yine okuyorum.
Kimler okumalı tabiki yeni yeni okumaya başlayanlar ve yeniden okumaya ihtiyacı olanlar (tekrar okumadan bu ihtiyaç gün yüzüne çıkmıyor genelde)
Ayrıca genç yaşında ölmesi ve naaşını kadavra olarak bağışlaması da hayatıyla ilgili birkaç anektod. Buna benzer hüzünlü ayrıntılar hemen tüm yazarlarımızda var ne yazıkki
DiyetÖmer Seyfettin · Timaş Çocuk · 20034,752 okunma
Türk edebiyatının önemli isimlerinden Ömer Seyfettin'in diyet hikayesi. İnsan oğlunun eşref-i mahlûkat olduğunu bir kez daha göstermiştir. insanların biat etmeyeceğini ,Bedel altına giremeyeceğini ,bağımsızlığının ve özgürlüğünü ne kadar önemli olduğunu bir kez daha vurgulamıştır ruhu şad olsun.
Ömer Seyfettin'in kitaplarını çocukluğumun en güzel kitapları olarak hatırlarım. Ömer SEYFETTİN okurken hep heyecanlandığımı ve çok hızlı bir şekilde kitaplarını bitirdiğimi hiç unutmam. Genç neslimizi bence onunla tanıştırmalı kitaplarını okutturmalıyız. Ahlak, akıl, zeka, mantık gibi bir çok çerçevede kitaplar sunmuş ve okuyucularını hep mutlu etmiştir kesinlikle okumalısınız.
DiyetÖmer Seyfettin · Timaş Çocuk · 20034,752 okunma
Ömer Seyfettin sevmeyen yoktur ya da onun hikayeleriyle büyümeyen
Yine ondan güzel bir hikaye
Keyifle okuyacaksınız
Spoiler olmasın diye ayrıntı vermiyorum ama şu kadarını söyleyeyim ki çok seveceksiniz
İyi okumalar
Varolun
Özellikle Diyet ve Üç Nasihat öykülerini çok beğendim. Ömer Seyfettin 'in kitaplarını bugüne kadar neden okumadığıma hem üzülüyor hem de kendime kızıyorum.
DiyetÖmer Seyfettin · Timaş Çocuk · 20034,752 okunma
Ömer Seyfettin (d. 11 Mart 1884 Gönen Balıkesir, – ö. 6 Mart 1920 İstanbul), Türk edebiyatının önde gelen hikâye yazarlarındandır. Asker, şair ve güçlü bir edebi yeteneği olan bir öğretmendir. Türk kısa hikâyeciliğinin kurucu ismidir. Ayrıca edebiyatta Türkçülük akımının kurucularındandır. Türkçede sadeleşmenin savunucusudur. Kısa ömrüne pek çok sayıda eser sığdırmıştır.
1884 yılında Gönen'de (Balıkesir) doğdu. Yüzbaşı Ömer Şevki Beyle, Fatma Hanımın ikisi küçük yaşlarda ölen dört çocuğundan birisidir. Öğrenimine Gönen'de bir mahalle mektebinde başladı. Ömer Şevki Beyin görevinin nakli dolayısıyla Gönen'den ayrılan aile İnebolu ve Ayancık'tan sonra İstanbul'a geldi. Ömer Seyfettin, önce Mekteb-i Osmanîye, 1893 ders yılı başında da Askerî Baytar Rüştiyesine kaydedildi. Bu okulu 1896'da tamamlayarak Edirne Askerî İdadîsine devam etti. 1900'de İdadî'yi bitirerek İstanbul'a döndü. Burada Mekteb-i Harbiye-i Şahâne'ye başladı. 1903 yılında Makedonya'da çıkan karışıklık üzerine "Sınıf-ı müstacele" denilen bir hakla imtihansız mezun oldu.
Ömer Seyfettin, mezuniyetten sonra piyade asteğmeni rütbesiyle, merkezi Selanik'te bulunan Üçüncü Ordunun İzmir Redif Tümenine bağlı Kuşadası Redif Taburuna tayin edildi. 1906'da İzmir Jandarma Okuluna öğretmen olarak atandı. Bu, Ömer Seyfettin için önemlidir; zira bu vesileyle İzmir'deki fikrî ve edebî faaliyetleri takip edecek ve bunlar içerisinde yer alan gençlerle tanışacaktır. Nitekim batı kültürünü tanıyan Baha Tevfik'ten Fransızca bilgisini artırmak için teşvik gördü; Necip Türkçüden ise sade Türkçe ve millî bir dille yapılan millî edebiyat konusunda önemli fikirler aldı.
Ömer Seyfettin Ocak 1909'da Selanik Üçüncü Orduda görevlendirildi. Selanik'te çıkmakta olan Hüsün ve Şiir dergisinin ismi Akil Koyuncunun istek ve ısrarı üzerine Genç Kalemlere çevrildikten sonra 11 Nisan 1911'de Ömer Seyfettin'in Yeni Lisan isimli ilk başyazısı imzasız olarak yayımlandı. Genç Kalemler yazı heyetini oluşturanlar Balkan Savaşının başlaması üzerine dağılmak zorunda kaldı. Ömer Seyfettin yeniden orduya çağrıldı, Yanya Kuşatmasında esir düştü. Nafliyon'da geçen 1 yıllık esareti sırasında sürekli okumuştu. "Mehdi", "Hürriyet Bayrakları" gibi hikâyelerini bu dönemde yazdı. Hikâyeleri Türk Yurdunda yayımlandı. Esareti süresince gerek okuyarak, gerekse yaşayarak yazarlık hayatı için önemli olacak tecrübeler kazandı.
Ömer Seyfettin 1913'te esareti bitince İstanbul'a döndü. 23 Ocak 1913'te Enver Paşanın organize ettiği Babıali Baskınına katıldı. Daha sonra askerlikten ayrıldı, yazarlık ve öğretmenlikle hayatını kazanmaya başladı. Türk Sözü dergisinin başyazarlığına getirildi ve burada Türkçü düşüncenin sözcülüğünü yapan yazılar yazdı. 1914 yılında Kabataş Sultanisinde öğretmenlik görevine başladı ve bu görevini ölümüne kadar sürdürdü.
1915'te İttihat ve Terakki Fırkası ileri gelenlerinden Doktor Besim Ethem Beyin kızı Calibe Hanımla evlenmiştir. Bu evlilik Güner isimli bir kız çocuğuna rağmen bozulunca tekrar yalnızlığına döndü. 1917'den ölüm tarihi olan 6 Mart 1920'ye kadar geçen zaman birçok acı ve sıkıntıya rağmen verimli bir hikâyecilik dönemini içine alır. Bu dönemde 10 kitap dolduran 125 hikâye yazdı. Hikâye ve makaleleri Yeni Mecmua, Şair, Donanma, Büyük Mecmua, Yeni Dünya, Diken, Türk Kadını gibi dergilerle Vakit, Zaman ve İfham gazetelerinde yayımlandı. Bir yandan öğretmenlik yapmayı sürdürdü.
Hastalığı 25 Şubat 1920'de artınca yazar, 4 Martta hastahaneye kaldırıldı. 6 Mart 1920'de hayata gözlerini yumdu. Önce Kadıköy Kuşdili Mahmut Baba Mezarlığına defnedilir. Daha sonra mezarı buradan yol geçeceği veya araba garajı yapılacağı gerekçesiyle 23 Ağustos 1939'da Zincirlikuyu Mezarlığına nakledildi.
En yakın arkadaşı Ali Canip Yöntem, onun hayatını ve mizacını anlatan, en kuvvetli hikâyelerini içeren Ömer Seyfettin ve Hayatı adlı bir kitap yazdı ve bu kitap 1935 yılında yayımlandı. Kısa bir süre sonra da bütün hikâyeleri bir kitap serisi halinde basılmıştır ve bu hikâyeler günümüzde de okunmaktadır.
Detaylı bilgi ve kaynak: tr.wikipedia.org/wiki/Ömer_Seyf...