“Her yağmur yağdığında ve rüzgar estiğinde evinin çatısını örtmek ve penceresini kapatmak yerine, dışarı çıkan, rüzgara karşı yağmur altında dikilip bulutlara kızan ve onlara bağıran, birine sağa birine sola gitmesini söyleyen birini görseydik elbette onun deli olduğunu söylerdik. Buna rağmen sürekli insanların yaptığı bir kötülüğe kızınca, insanlara küfrederek aynı şeyi yapıyoruz biz, kendi içimizdeki kötülüğü düzeltmeye kaygılanmıyoruz. Buna rağmen kendi içimizdeki kötülükten kurtulmak -çatımızı örtmek, penceremizi kapatmak- bizim elimizdedir. Dünyadan kötülüğü söküp atmaksa pek elimizde değildir. Tıpkı bulutları düzene sokmak gibi. Keşke insanlar, başkalarına öğretmek yerine, ara sıra olsun kendilerine öğretseydi. Yeryüzünden kötülük gitgide azalırdı ve insan gibi yaşamak gitgide kolaylaşırdı.”
“Bir toplumun şehircilik alanı, onun temel değer ve özelliklerinin resmidir. Toplumun ruhu ve ruhsuzluğu, tıpkı sadık bir ayna gibi şehirciliğinde ve mimarisinde yansıma bulur.”