“Yok,” dedim, başımı sağa sola sallayıp. “Sadece galibiyeti istiyorum.”
Hayat konusunda böyle hissediyordum işte. İlgi ya da onay peşinde değildim. Sadece hedefime ulaşmak, hayatı kendi tercihlerime göre yaşamak istiyordum. Bunu yapmanın en iyi yolunun yalan söylemek olduğu açıktı. Kullanmaya ancak son zamanlarda başladığım bir süper güce sahip olmak gibiydi. Dürüst olmamak beni sadece görünmez kılmıyordu. Yenilmez de kılıyordu. Bu da kendime ilişkin bildiğim ama değiştiremediğim bütün o şeylerin —üzülmemek veya korku hissetmemek gibi— aleyhime kullanılamayacağı anlamına geliyordu.
Sırlarımla tek başıma olmayı neredeyse başka her şeyden daha fazla sevdiğimi fark ettim. Yalnız olmayı çok seviyordum, o kadar. Ancak yalnızken gerçekten kendim olabiliyordum —ve gerçekten özgür.