"Bu aşk denilen şey öyle güzel, öyle heyecan verici bir şey ki, kıyısında tir tir titretiyor ve hiç adetim olmadığı halde sahilde bir broş aramayı teklif ediyorum; ama aynı zamanda o, insanın tüm duyguları içinde en aptalca, en canavarca olanı ve müthiş güzel bir profili olan genci bile (Paul'unki muhteşemdi) elinde levyeyle kapılara dayanan bir sokak kabadayısına dönüştürebiliyor (Paul çalım satıyordu, küstahtı). Ama yine de, dedi kendi kendine, bildik bileli aşka şiirler yazılıp şarkılar söylenir; çelenkler ve güller sunulur; sorsan, on kişiden dokuzu da ondan -aşktan- bir şey istemediğini söyler; oysa kendi deneyiminden biliyordu ki kadınlar sürekli olarak istediğimiz şey bu değil; bundan daha sıkıcı, daha çocukça, daha insanlık dışı bir şey olamaz; ama yine de güzel ve gerekli bir şey, diye düşünmektedirler."
"İnsan işte böyle durumlarda kendisine insan ne için yaşar diye soruyordu. İnsan niye insan ırkı yürüsün diye bu kadar zahmete katlanıyordu? Bu çok mu istenen bir şeydi? Tür olarak çok mu çekiciyiz? Şu dağınık oğlanlara bakınca pek de öyle olmadığını düşündü."