Okumakta geç kalmışım kitabı. Bolca metafor içeren eser, felsefe temelli harika bir hikaye olarak kabul edilebilir.
Gölgesini satan bir adam ve yaşadıkları üzerine yazılmış gibi görünüyor ama konu hiç gölge vs. değil.
Okurken şunu düşündüm: dünyanın en zengin insanı da olsak, bir kişi olarak bize gerekli olan en ufak bir şeyimiz bile yoksa ki mesela tırnak veya gölge, ne derseniz artık, mutlu olmamız söz konusu değil. Yazarın kullandığı metaforda gölgeden kastın karakter olduğunu düşündüm, fakat kahramanımız yine de oldukça etik bir yapıya sahipti. Sonra ruh olabileceğini düşündüm ve sanırım da doğru düşünmüşüm, taşlar ancak yerine oturuyor çünkü. Dili de gayet sade ve akıcıydı, okunmaya değer.
Faust mitinden esinlenen güzel ve sürükleyici bir öykü. Gölge, kişinin bir anlamda yansıması, fiziksel varlığının tabii bir kanıtı olduğundan benim yorumumca karakter, maddi dünyadaki benliğini takas etmiştir. İnsanın kendi varoluşu, yahut karakterimiz özelinde var olamayışı, tüm malını, mülkünü, altınlarını küçük çocukların bile gözünde anlamsız kılmaktadır. Fakat bana kalırsa anlatının daha da önemli olan kısmı Schlemihl’in iradesine sahip çıkarak ruhunu şeytana satmayışı ve bunun neticesinde toplumun içinde normal bir yaşantı veya maddi bolluk yerine ilmini geliştirebileceği bir imkana sahip oluşu, yaşamını yeniden dönüştürmesidir.
Kitabı elime aldığımda, bu kadar seveceğimi ve hikâyenin alt metninin bu kadar anlamlı olacağını tahmin etmemiştim. Kısacık, bir oturuşta bitiririm diye sayfaları çevirirken, anlam hacminin derinliğini fazlasıyla hissettim. Bundan ötürü kendimi kalın bir klâsik okumuş kadar donanımlı hissediyorum.
Yazarımız Fransız asıllı fakat Almanya'da Alman kültürüyle büyümüş. " Her iki ülkeye de kendimi ait hissetmedim .yabancı muamelesi gördüm " diyerek bu hikâyenin derinliğini fark ettiriyor. Okuyucunun kalbinde de hüzünlü bir tonlama bırakıyor.
Ve en acı tarafı şu:
İnsan bazen her şeye sahip olsa bile, eğer kabul görmüyorsa, anlaşılmıyorsa ya da eksik görülüyorsa o bolluğun hiçbir anlamı kalmıyor.
Kısaca Peter Schlemihl’in Tuhaf Hikâyesi ile bize şunu açıkça söylüyor: İnsan, sadece sahip olduklarıyla değil, görünmeyen ama onu “o” yapan şeylerle var olur.
Gönülden tavsiye ederim.
Kısa bir klasik. Peter Schlemihl bir gün gizemli bir adamla karşılaşıyor ve gölgesini şeytana satıyor. Karşılığında ise hiç bitmeyen bir para kesesine sahip oluyor. Başta bu durum avantaj gibi görünse de gölgesiz olmak toplum içinde büyük bir sorun haline geliyor. İnsanlar onu garipsiyor, dışlıyor. Gölge burada sadece fiziksel bir şey değil; kimlik, kabul görme ve insan olmanın bir parçası gibi duruyor.
Kitap para, değerler ve insanın yaptığı seçimler üzerine düşündürüyor. Gölgeler, kimlik, toplumla ilişkiler ve vicdan üzerine düşündürdü beni. Maddi kazanç uğruna yapılan tercihler, insanı nasıl yalnız bırakabiliyor, bunu net gösteriyor.
İki yüzyıldır okunmasının bir nedeni var. Masal gibi anlatılıyor ama altı boş değil. Yalnızlık, kimlik ve toplumla ilişki üzerine sade ama etkili bir metin. Kısa olmasına rağmen iz bırakıyor.Ben sesli olarak dinledim ve kitaplığıma eklemek için almayı düşünüyorum ,tavsiye ederim .
Müthiş bir aforizma.. kitap kapağı tasarımı çok güzel.. benim öykülerle aram yok roman daha iyi okurum diyordum.. bu öyküden sonra artık öyküyü de severek okurum. Ben çok beğendim..
Kitap çok kısa sürede okunuyor olabilir ama üstüne uzun süre düşünülmesi gereken bir eser. Gölge pek çok şekilde isimlendirilebilir, ben insanın kimliği olarak yorumluyorum. Kitabın genelinde metaforlar hoşuma gitti, her insan bir duygu tasvir ediyor gibi. Yazarın kendisi inkar etse de onun hayatından da izler görmek mümkün, kendini hiçbir yere ait hissedemeyen iki karakter.. beğendiğim bir kitap oldu.