“Evde ilginç, eğlenceli şeyler eksik değildi ama bazen dayanılmaz bir kasvete kapılıyor, üzerime abanan ağır, kurşun gibi bir şeyin altında boğuluyormuş gibi hissediyordum… Uzun süredir karanlık, derin bir çukurda yaşıyordum sanki; gözlerim görmüyor, kulaklarım duymuyordu; bütün duyularını yitirmiş, yarı ölü yarı diri bir varlığa dönüşmüşüm gibi hissediyordum…”
“Gözümün ışığı, biricik Lenkam! Şunu aklından hiç çıkarma: Büyüklerin işlerine karışma! Büyüklerin sorumlulukları vardır, Tanrı onları sınar; senin içinse henüz bunların hiçbiri söz konusu değil. Sen hep bu çocuk kalbinle kal! Tanrı sana dokunana, yapacağın işi, izleyeceğin yolu gösterene dek bekle… beni anlıyor musun? Kim suçlu, kim suçlu değil, bu konuda karar vermek sana düşmez. Yargılamak ve cezalandırmak Tanrı’nın işidir. Tanrı’nın, anlıyor musun, bizim değil!”