Ali isminin kendisine sonradan, siverek’te Zaza bir köy ağası tarafından verildiğini, Birinci Harb-i Umumi’nin sürgün artığı olduğu için, dört yaşlarında sünnet edilip Müslümanlaştırıldıktan sonra isminin değiştirildiğini, aslında bir fılla ,yani Ermeni çocuğu olduğunu, çocuk yaşta çobanlık yaptığı için okuyup yazma öğrenemedini, bu nedenle de kendi anadilini hiç olmaza oğluna öğreterek böylece tarihle bir tür hesaplaşmaya soyunduğunu tüm Diyarbakır’da bilmeyen, duymayan , kala kala galiba bir tek sağır sultan kalmıştı…
Diyarbakır’da, Hançepek’te , gâvur mahallesi’nde başlayan, ancak benim fikrim dahi alınmadan,alelacele, sadece ve sadece anadilimi öğrenmem için İstanbul’a pıstalanmamın ardından, geriye kalan yaşamımı, benim hiçte hayal edemeyeceğim şekilde etkileyen o anın, o yolculuğun gerisinde bıraktığım, Türkçe “gâvur!” , Kürtçe “fılla!” Sözcüğü, daha İstanbul’a ayak basar basmaz götürülüp yerleştirildiğimiz Şişli’deki Karagözyan Ermeni Yetimhanesi’ndeki Ermeni çocukların ağzından bu kez alaylı şu cümleye dönüşmüştü: “Koşuuun! Koşuuun! Anadolu’dan Kürtler gelmiş ..!”