Sevginin parlatamadığı, gözyaşlarının yumuşatamadığı o mermer gözlerin bakışından anlıyordum ki, yengem beni hep kötü bir insan olarak görmeye kararlıydı.
Bir sürgünün huzuru, bir günahkârın tövbe getirmesi hiçbir zaman başka insana bağlı olmamalıdır; çünkü insan denilen şey ölümlüdür. Sonra, filozofların bile yanlış düşündüğü, dindarların bile kötülük yaptığı da görülmüştür. Bir insan, ruhunun dirliği için hiçbir zaman başka bir insanoğluna güvenmemelidir. Dünyada hata işleyip acı çekenler doğru yola dönmek için güç, acılarını giderebilmek için şifa arıyorlarsa gözlerini daha yükseklere çevirmelidir.
Sunulan mutluluk kadehinde tek bir utanç tortusu, tek bir pişmanlık tadı bulunursa ruhlar nasıl söner, renkler nasıl hemen solar, biliyorum. Özveri, acı duygular, uygunsuz işler... Bana göre değil! Mutluluk vermek istiyorum, kanlı gözyaşlarının akmasına yol açmak değil. Mutluluk ekip gülücük, sevgi, tatlı söz biçmek istiyorum...
Yaşam koşulları ve onurum gerektirse ben yalnız da yaşayabilirim. Mutluluk alabilmek için ruhumu satmama gerek yok!’ diyor. ‘Bütün dış nimetler benden uzak tutulsa ya da karşılığında benim veremeyeceğim bir fiyat istense bile, içimde Tanrı vergisi öyle bir zenginlik var ki beni yaşatmaya yeter,’ diyor. Evet, bu alın diyor ki: ‘Benim içimdeki us sımsıkı durur, dizginleri de elinde tutar. Duyguların gemi azıya alarak korkunç uçurumlara doğru sürüklenmesine olanak vermez. Tutkular aslında çılgındır; bırakırsan tozu dumana katarlar. İstekler de kendi hallerine kalsa, bir sürü boş hayallere, kof umutlara kapılırlar. Ama benim içimdeki us her tartışmada en son sözü söyler. Kasırga, deprem, yangın gelip geçebilir başımdan... Ama ben vicdanın buyruklarını yorumlayan o yavaş, serin sesin gösterdiği yoldan ayrılmam.