Lolita

Lolita
@cheryolita
── london diaries
Bir çocuk sabah evden çıkarken aklında dersler olmalı, arkadaşları, hayalleri, geleceği. Ama bugün bazı çocuklar için akılda kalan tek şey şu eve geri dönebilecek miyim?? Bu artık bir haber değil, bir istisna hiç değil. Bu, göz göre göre büyüyen bir ihmal zinciri. Her olaydan sonra aynı cümleler kuruluyor, çok üzgünüz, gerekli incelemeler başlatıldı, bir daha yaşanmaması için önlemler alınacak. Bla bla bla...Ama yaşanıyor.Ve biz hâlâ şaşırıyormuş gibi yapıyoruz. Okul dediğimiz yer, bir çocuğun dünyaya güvenmeyi öğrendiği ilk yer. Eğer orada korku varsa, eğer orada tehdit varsa, eğer orada can güvenliği yoksa, ortada sadece bir güvenlik açığı yoktur, bir sistem sorunu vardır. Bu mesele bir kişi yaptı diyerek geçiştirilecek bir şey değil. Çünkü hiçbir şey bir anda olmaz. İhmal birikir, sessizlik birikir, önlem alınmaması birikir. Ve bir gün haber olur. Sonra herkes konuşur, bir süreliğine. Sonra unutulur. Ta ki bir sonraki olaya kadar.İşte asıl sorun bu unutmak. Çünkü unutulan her şey tekrar eder. Bu ülkede bir çocuk okulda güvende değilse, kimse görevini tam yapıyor diyemez. Bu kadar açık. Sorun tek bir kişi olmayabilir ama sorumluluk da sahipsiz değil. Yetki kimdeyse, hesap orada sorulur.Güvenlik bir tercih değil, zorunluluktur!! Ve bu zorunluluk yerine getirilmiyorsa, bu sadece eksiklik değil, açık bir başarısızlıktır. Artık mesele üzülmek değil. Artık mesele açıkça sormak. Neden önlenmedi? Neden ciddiye alınmadı? Neden yine geç kalındı? Ve en önemlisi... Daha kaç çocuk??
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
İnsan bazen kendini hep yanlış yerlerde arar, başkalarının bakışlarında, söylediklerinde, suskunluklarında. Beğenilince tamamlanacağını, onaylanınca eksilmeyeceğini sanır. Oysa ne kadar bakarsa baksın, ne kadar beklerse beklesin, içindeki o boşluk dolmaz. Çünkü kimsenin gözü seni, senin kendine bakmadığın yerden göremez. Zamanla fark edersin, seni asıl yoran şey sevilmemek değil, kendini hep başkalarının aynasında ölçmektir. O aynalar bulanıktır, seni ya eksik gösterir ya da olduğun gibi yansıtmaz. Bir gün yorulursun, beklemekten, anlatmaktan, anlaşılmaya çalışmaktan. İşte tam o an sessizlikte bir şey fark edersin, arayışın hiç dışarıya ait değildir. Değer dediğin şey birinin sana verdiği isimde, seni seçmesinde, kalmasında ya da gitmesinde değildir. O başından beri içindedir, kimse fark etmese de, kimse görmese de. Sen unuttuğun için kaybolmuş gibi duran ama aslında hiç gitmemiş olan yerde. Ve insan bunu anladığında dünya aynı kalır ama kendinle ilişkin değişir.
Bazen sessizlik konuşur. Söylenmeyen kelimeler, içten bir bakışın ya da aynı noktaya dalıp gitmenin paylaştığı gizli cümlelerdir. Yan yana dururken zamanın biraz daha yavaşladığını hissedersin. Çünkü o anlarda kelimelere ihtiyaç yoktur, kalbin ritmi omzunun yanındaki varlıkla aynı notada çalar. Belki de asıl güzellik manzaradan çok o manzaraya aynı gözle bakabilmektir.
Sonbahar geldi. Yağmur sessizce yağıyor, kahve kokusu odaya karışıyor, fonda yavaş bir şarkı çalıyor. Dünya bir anda ağırlaşıyor sanki, zaman da, nefes almak da. Her şey aynı ama ben biraz eksilmiş gibiyim. Bir zamanlar rüzgar saçlarımı okşardı. Sanki Tanrı buradayım der gibi dokunurdu yüzüme. Şimdi o rüzgar yok. Camın ardında bir mevsim var ama ben o mevsimin dışında kalmış gibiyim. Uzun zamandır dışarı çıkmadım. Kendimden bile uzaklaştım biraz. Bazen sadece pencereden bakıyorum. Ve düşünüyorum belki de biraz dışarı çıkıp nefes almam lazım. Belki rüzgar beni yeniden bulur. Belki Tanrı yine saçlarımı okşar.