Kitabın ilk 100 sayfasını birkaç günde, kalanını da birkaç saatte okudum. Gerilim öyle ince şekilde ayarlanmış ki bir noktadan sonra okumayı durduramadım. Olay akışında bir vahşet var. Yazar bunu bize en başta söylüyor fakat bu olayın ne zaman vuku bulacağını, geçmişte mi yoksa günümüzde mi gerçekleşeceğini bir türlü kestiremiyorsunuz. Karakterlerin hepsi o denli kendine has ki, herkes her an her şeyi yapabilirmiş gibi geliyor. Hiç boşa yazılmış karakter ve olay yok. Her şey okuyucuyu diken üstünde tutmak için tasarlanmış. Bu tarz inceliklerini beğendiğim bir kitap oldu.
Kitabın içerisinde geçen şarkı sözleri çok şairaneydi. Karakterlerin sanatçı ruhlarını, kusurlarını, mükemmel taraflarını, çocukluklarını ve travmalarını her şekilde bize işlemeyi başarıyor yazar. Her karakterin derinlerine inebiliyoruz, sorunlarını veya yeteneklerini çok net görebiliyoruz ve ortalama 250 sayfalık bir kitapta 6-7 karakteri bu derinlikte anlatabilmek çok büyük bir meziyet diye düşünüyorum.
Chess karakteri ile oluşturulan love&hate ilişkisi bence çok iyi verilmişti. Kitap Chess'i yererek başlıyor, zaman zaman yüceltiyor, daha sonra ise tekrar yererek okuyucuyu sürekli tetikte olmaya zorluyor. Emily ile Chess'in villadaki ilk günlerinden itibaren sürekli bir gerilim havası ortalıkta geziyor. Adeta Chess her an Emily'e bir şey yapacakmış gibi paronayakça düşüncelerle kitabı okumak zorunda kalıyoruz.
Ama tabi ki kötü anlamda eleştireceğim yerleri de oldu, kitabın sonunda olayların bağlanışı bana umduğum etkiyi vermedi hatta hayal kırıklığına uğrattı diyebilirim.
-Spoiler-
Bu denli çalkantılı bir ilişkinin sonunun böyle bağlanması beni rahatsız etti. Kitabın daha ilk sayfasından itibaren Chess'e hep şüpheyle yaklaşıp artık olaylar kopma noktasına geldiğinde her şeyin tabiri caizse