Öylesine Bir Sevgili, insanın hayatında tam yerini koyamadığı ilişkileri, eksik kalmış duyguları ve “olsa da olur, olmasa da” denilen bağların aslında insanın içinde ne kadar büyük izler bırakabileceğini anlatan bir kitap. Aslı Tohumcu, günlük hayatın sıradan görünen anlarının içine çok güçlü bir yalnızlık ve kırgınlık hissi yerleştiriyor. Kitabı okurken en çok hissedilen şey de bu oluyor zaten: Sessiz ama geçmeyen bir duygu yoğunluğu.
Kitabın dili oldukça sade ama bu sadelik duyguları hafifletmiyor; aksine daha gerçek hissettiriyor. Karakterler çok “edebi” olmaktan çok gerçek insanlar gibi. Bu yüzden okurken bazı cümlelerde insan kendini yakalıyor. Özellikle ilişkilerde alışkanlıkla sevgi arasındaki ince çizgiyi çok iyi anlatıyor. Bazen bir insanı gerçekten sevip sevmediğimizi değil, onun varlığına alışıp alışmadığımızı düşündürüyor.
Benim için kitabın en etkileyici yanı, büyük olaylardan çok küçük duygular üzerinden ilerlemesiydi. Sessizlikler, yarım bırakılmış konuşmalar, söylenmeyen şeyler kitabın asıl yükünü taşıyor. Bu yüzden hızlı akan bir hikâyeden çok, insanın içine yavaş yavaş yerleşen bir kitap gibi hissettirdi. Bazı bölümlerde karakterlere kızsam da onları anlamak kolaydı çünkü çok insani yazılmışlardı.
Genel olarak Öylesine Bir Sevgili, ilişkiler üzerine daha sakin, daha içe dönük ama duygusal ağırlığı olan kitapları sevenler için etkileyici bir okuma olabilir. Bitince büyük bir şaşkınlık bırakmıyor belki ama insanın içinde hafif buruk bir his bırakıyor. Sanırım kitabın en güçlü tarafı da tam olarak bu.