Bir kitap okumadım. Bir yaşamı izledim. İnsanı bir kitapta içine çeken, etkisi altına alan şey; çoğu zaman kitapla kendi hayatında düşümdeşen noktalardır. Memleketinize her gittiğinizde hiçbir şeyin bıraktığınız gibi kalmaması, insanların bir bir eksildiğini görmek, vefat edenin ardından onun bıraktığı yeri açık açık gözlemlemek.. Meğer ne çok şey yapıyormuş demek. Bahsi geçen bahçeler, ağaçlar.. Her biri sanki gözlerimin önünde canlandı. Hayat bazen böyledir. Beyhude geçişini, her şey geçip gittikten sonra akledersiniz. Sizin normaliniz olan şeylerin nasıl birer nimet olduğunu, her şey olup bittikten sonra algılarsınız. Kitap sizi köyünüze, memleketinize, aile büyüklerinize, geçmişinize götürecek. Ağlayarak okuduğum bir eser oldu.
Mübarek Mescidi Aksa'nın içinde Müslümanlara karşı gerçekleşen katliamları kim bilmiyor ki? Şu söylenirse: ben bilmiyorum/bilmiyordum. Ben de derim ki:
Eğer bilmiyorsan bu bir musibettir.
Biliyorsan daha büyük musibettir.
Resulullah(sav) 2 kıbleye doğru bevl veya gait etmemizi nehyetti. 2 kıble ise; Mekke-i müşerrefe ve Mescid-i aksa'dır. Bu hadisi Şerife binaen ben de önce kendi nefsime, sonra tüm Müslümanlar, Araplar ve filistinlilere şunu söylüyorum: Evet, istisnasız herkese diyorum. Mübarek Mescidi Aksa'nın bevl ve gaitten daha necis şeylerle kirletilmesini müsaade ettik. Şirk ehlinin mübarek Mescid-i aksa'ya girip, mihrabına kadar vardıklarını kim bilmiyor ki?