Nuri Pakdil:
Yönümüz batıya çevrileli beri, ulusumuza, uyum yapamadığı, bilinçle yapmak istemediği bir özü, yabancı bir özü öğretmek istiyorlar, benimsetmek istiyorlar. Düşünce biçimiyle olsun, yaşam biçimiyle olsun, benim devlete, devletin bana bakış biçimiyle olsun, hiçbirinde kendimize özgü bir çizgi yok. Biçimsiz bir ulusuz. Kendi kendisi olan bir ulus oluncaya değin direniş gerekli. Kişinin de en büyük yanı, kendi kendini kuran yanı, direnebilmesidir.
Cemil Celâ:
Sanatçının ödevi, önce insanı anlamak, çağa bir canlılık getirmek olmalıydı. İnsanı kurtarmadan bir şeyin kurtarılamayacağını bilmeliydi. Yunus Emre'nin, Mevlana'nın yaptığı gibi, pürüzlerini yontarak, yoğurarak yeni bir insan getirmek olmalıydı yaşadığımız çağa.
Nuri Pakdil, "Edebiyat Dergisi Çevresinde" başlığı altında şunları ifade eder:
1969'da M. Akif İnan, Rasim Özdenören, Erdem Bayazıt'la birlikte Edebiyat dergisini çıkarmaya karar verdiğimizde, bizi bu girişime zorlayan etken aslında tekti: Ülkü olarak batıcılığı seçmediğimizi, yalnızca yerli düşünceye ve bunun tüm değer yargılarına bağlı olduğumuzu söylemek. Bir ulusu, olumlu yada olumsuz yönde oluşturan gücün, o ulusun edebiyatı olduğuna inanıyoruz. Osmanlı Devleti'nde ulusun canlı, atılımlı, verimli dönemleri, edebiyatın da verimli olduğu dönemlerdir. Ulus duraklamaya başlamışsa, edebiyatta da görülür bu duraklama.
Necip Fazıl'ın 1943'te başlattığı yerli düşünceye dönüş eylemi, yabancılaşmaya karşı onurlu bir direniş içerir. Kesiksiz sürdürülen otuz yıllık çalışmayla uygarlığımıza bağlanma gereğini duyan aydınlar yetişmiştir.
Yeniden insana dönüyoruz. Umut, içimizde tükenmez bir coşku kaynağıdır.