Mehmet Akif İnan, "Medeniyet Derken" başlıklı denemesinde şöyle ifade eder: "Biz batı medeniyetinden değil, Türk-İslâm medeniyetindeniz. Bütün tarihimiz, sanatımız, kültürümüz, folklorumuz, edebiyatımız, mimarimiz, müziğimiz, hatta mutfağımız, zevklerimiz, güzel anlayışımız, geleneklerimiz bu medeniyet içinde şekil almıştır. Akıl bunu inkâr edemez. Bütün bunlar yüzyıllar içerisinde oluşmuş, olgunlaşmıştır.
Şimdi çocukluğumun o tatlı günleri oralarda kaldı. Her şey değişti. Sorumluluğumuz bizi, şimdi nerede olurlarsa olsunlar, bütün Müslümanlarla birlik olmaya, onlarla ilişkiler kurmaya çağırıyor.
Güneş saati bize çalışıyor. Çoğalan biziz. Uygarlığımızın temeli olan yerli düşünce, yeni kuşaklara kitaplarla, dergilerle anlatıyor. Çünkü halk, toprağına yerli düşünceyle bağlıdır. Bu bağlılık, onu yeniden evrensel bir oluşuma mutlaka götürecektir.
Yazar, devleti ve toplumuyla barışık, Mutlak Kitap etrafında kenetlenmiş bir düşünceyle varolabilir ve ancak bu düşünceyle verebilir eserlerini topluma.
Oysa, "1923 devrimler dönemiyle, Devlet'in özündeki temelindeki yerli düşünce yürürlükten kaldırılır, yerine tabiatçılık diyeceğimiz batıcılık bırakılır. Öte yandan, bu ikame ediş, salt bir tutku olarak bile, mutlaklık belirtmez, parçalıdır, çeşitlidir, demet demettir adeta."
Sezai Karakoç konuşur, Nuri Pakdil dinler. Karakoç dikkatleriyle şaşırtır, imanıyla çözer, aklıyla yeni dengeler kurar. Pakdil, Sezai Karakoç'un dehası karşısında umuduna umut katar, geleceği attığı kementleri iyice sıkılaştırır, insanlığın kurtuluş reçetesini onun şahsiyetinde yeniden okur.