Kitap ana karakter kızımızın Silopi'de bir hastaneye atanmasıyla başlıyor. Allah'ın Silopisin de başına gelmeyen kalmayacak elbette. Silopi'de uzun zaman sonra tekrar bir araya geldiği çocukluk arkadaşı Murathan karakteri de burada karşımıza çıkıyor. Aynı acılarla sınanan iki çocukluk arkadaşının arkadaşlıktan aşka evirilen çocukluk ve yetişkinlik zamanlarını okuyoruz diyebilirim kısaca. Ancak yazarın kurguladığı evren epey geniş. Kitapta yalnız Murathan ve Gökçen karakterlerini değil onların çevresini de en az onlar kadar detaylıca okuyoruz.
Kitap asker oğlan doktor kız klişesiyle yazılmış. Gökçen karakteri bizi doktor olarak karşılasa da pek de mesleğini icra ettiği kısımları okuyamadık. Varsa yoksa Murathan'ın operasyon dönüşü kahvehane misali bastığı hastanede Gökçene pansuman yaptırmasını okuduk. Doktor Gökçeni daha fazla okumak isterdim açıkçası. En azından Komutan Karakurt'un sevgilisi sıfatı kadar okusak yeterdi.
Gökçen karakteri fazlasıyla tutarsız, olgun kavramından uzak bir karakterdi. Bu durum kitabı okurken içimin bayılmasına ve karakterin okuyucuyla bağ kurmasını zorlaştırmasına neden oldu bana kalırsa. "Kaç yaşına gelmişsin ne yapıyorsun kızım?" nidalarım susmak bilmedi kitap boyu. Bir bakıyoruz cesurluğun kitabını yazacak bir de bakıyoruz ödleğin önde gideni. Kişide duygu değişimleri pek tabii olsa da Gökçende bu çok sık yaşanıyordu. Yetişkin bir birey olmasına rağmen, hala daha yaptığı eylemlerin sonucunu düşünerek hareket etmesi gerektiğinin farkına varamamış olması, enteresandı.
Sürekli önünü ardını düşünmeden hareket etmesi ve sonunda Murathan'ın sinirle topladığı arkası da bir noktadan sonra bezdirdi.
Murathan karakteriyse takdir edersiniz ki ilişkinin olgun kişisi rolünü üstlenmekle mesuldü. İlişki dinamikleri, Gökçenin başını bela yağmurunun