Zor koşullar altında yaşama külfetinden kurtulmamızı sağlayarak düşük yaşam kalitesi sorununu çözebilir. Kişinin hayatının anlamsız olduğu hissini ortadan kaldırsa da genelde yaşama anlam katmaz.
Tüm saadet zincirleri gibi, bunun da mutlu bir sonu olmayacaktır. Nihai bir neslin varlığı kaçınılmazdır. Bu ne kadar erken gerçekleşirse o kadar az insana varoluş ve dolayısıyla insanın çaresizliği dayatılmış olur.
İnsanlığın tüm büyük başarıları -binalar, anıtlar, yollar, makineler, bilgi, sanat- dağılacak, aşınacak ve yok olacaktır. Geriye bazı kalıntılar kalabilir ama onların da ömrü dünyanın ömrüyle sınırlıdır. Hiçbir zaman var olmamışız gibi olacak.
Yaşam dürtüsünün evrimsel, kadim, akıl yürütmeden bağımsız temellerinin farkına varmak, yaşama verdiğimiz değerin derecesinin sadece dikkatli ve akla uygun bir değerlendirmenin sonucu olup olmadığı konusundaki yanılsamalarımızı sorgulamamıza neden olur.