“Çirkince”, Sabahattin Ali’nin gezi-gözlem ile hikâyeyi birleştirdiği, Ege’deki bir Rum köyünü konu alan öyküsüdür. Bugün Şirince olarak bilinen köyün eski adı Çirkince’dir.
Hikâyede anlatıcı,
Şimdi, bana kalırsa mesele şu: Başta da söylediğim gibi; bu iş tek taraflı değil, sevgi tek başına ve kendiliğinden ne güzeldir, ne çirkin. Güzeldir güzel yapılırsa, çirkindir çirkin yapılırsa. Düşkün bir insanın arzularına çirkince kapılmak ne kadar kötüyse, değerli bir insana kendini güzel bir şekilde vermek o kadar iyidir.
Düşkün dediğimiz; orta malı sevgiye düşen, candan çok bedeni seven adamdır. Bu sevgi uzun sürmez, çünkü sevilen şey sürekli değildir. Asıl sevdiği şey, sevgilinin bedeni bir çiçek gibi solar solmaz, sözler, antlarla birlikte sevgi de uçar gider. Bir insan, içi güzel diye sevse ömür boyu sever, çünkü sürekli bir şeye bağlanmıştır.
Ameana, çiftleşmekten bitkin düşmüş o kız, benden tam tamına on bin sesters istedi, şu, burnu biraz çirkince kız, işte,
topu atmış Formiaelının kız arkadaşı.
Kızcağız için endişelenen siz akrabaları ne duruyorsunuz, arkadaşlarını çağırın, doktorları:
bu kızın aklı yerinde değil, artık sorma nasıl diye, madeni paraların hayalini görüp duruyor.
Neydim ben? Onlar ne isterse bulup çıkaran, üst üste yan yana bırakan, düşen varsa dokunmayıp kalanlarla yola devam etme bencilliğini marifet görendim. Sorsan evin kızı, acısı tazeydim. Hâlbuki bildiğin tedarik edendim, bir yolunu bulup ayakta kalandım. Kendimle yaşamak arasında çirkince bir benzerlik bulduğum için de bilmem kaç dakikadır öylece ayakta kalandım.