Nasıl ki bir düşün insanı olan Dostoyevski'nin güzelliği alnının mermer gibi kıvrımlarında toplandıysa, bakışlarıyla insanı etkileyen Tolstoy'un aydınlığının tüm gücü binlerce çeşidiyle gözlerinde toplanmıştır.
"Ben bir süreye ait hayvan değilim, öyleyse bir hiçim"; bu aşağı tabakadan biri olmaktansa, onların gözünde bir hiç olmayı yeğler. Bu insanların sınırlarının, ırklarının, seviyelerinin, vatanlarının hiçbir yerine uymadığı için mutludur ve bu yaltakçı hizmetkar sürüsünün ortasındaki geniş yoldan başarıya koşmaktansa, yerleşik düşüncelere karşı biri olarak kendi ayakları üzerinde kendi yoluna gitmeyi tercih eder. Geride kalmayı, dışarıda olmayı, yalnız ama özgür olmayı tercih eder.
Tıpkı Goethe'nin bir defasında başkalarının zevk olarak adlandırdıkları şeyin "kendisi için duygu ve akıl arasında süzüldüğünü" itiraf ettiği gibi Stendhal de ancak akıl ve duygunun ateşli karışımının dünyanın en anlamlı güzelliği olduğunu hissetmiştir.