Ben hep, dünyada susmaktan daha iyi bir şey yoktur, Butimar gibi olan insan daha iyi insandır diye düşünürdüm.
*Butimar bir kuştur, deniz kıyısına çöker, denizin bir gün kuruyacağını düşünür, bu yasa yüzünden de su içmez hiç.
Ben ki şimdiye kadar kendimi yaratıkların en mutsuzu görüyordum, şimdi şimdi anlamaya başlamıştım: İnsanların, kemikleri çoktan çürümüşken, hücreleri belki mavi gündüzsefhalarına karışmış yaşamaya devam ettikleri zamanlarda, şimdi şimdi anlamaya başlamıştım...
En ufak bir ipucu bile yok. Bugün bunların beyhude olduğunu anlamıştım, çünkü bu yeryüzündeki şeylerle bir bağlantısı olamazdı onun. Örneğin onun o uzun saçlarını yıkadığı şu, ancak pek az bulunur, pek az bulunur bir çeşmeden akabilir, tılsımlı bir mağaradan çıkabilirdi. Entarisi bildiğimiz pamuktan dokunmamıştı, o entariyi maddi eller, insan elleri yapmamıştı. Seçkin, üstün bir varlıktır o. Elindeki o gündüzsefhasının bilinen bir çiçek olmadığını anlamıştım. İnanıyordum: Bildiğimiz suyla yıkasa solardı yüzü ve uzuv zarif parmakları bildiğimiz bir gündüzsefhasını koparsa, pörsümüş bir gül gibi solardı parmakları.
Bütün bunları alışmıştım. Bu genç kız, hayır bu melek, sonsuz bir hayret ve anlatılmaz bir ilham kaynağıydı benim için. Latif ve el sürülmez varlığı, bende bir tapınma duygusu yaratmıştı. Yabancı bir bakışın, herhangi bir insan bakışının onu sarartıp solduracağına inanıyordum.