Biz bu hayata pes etmek için gelmedik.
500 tane kapı da kapansa suratımıza, belki de 501. kapı açılacak ve diğer kapanan bütün kapılardan o kadar güzel olacak ki şükredeceğiz, iyi ki suratımıza kapanmış o durmadan zorladığımız kapılar diye.
Hayallerimizi de bastırmaya gelmedik.
Büyüdükçe insanın üstündeki ağırlıklar ; toplum eleştirileri, ailevi baskılar, oğlum/kızım şuralarda okuyacak da şu meslekleri yapacak diye size bir kere bile sorulmadan çizilen o keskin çizgiler asıl olduğunuz kişiyi daha ölmeden gömmenize sebep olur.
Halbuki biraz çocuklara bakın, o küçük bedenlerde bizlerden ne kadar büyük, yaratıcı fikirlerle dolu ruhları var.
Nefes aldığımız sürece hiçbir şey için geç değil. Yapmak istediğin şeyler için yaşının çok mu ilerlediğini düşünüyorsun? Tek fark bir çocuk iki günde anlıyorsa sen beş günde anlayacaksın ki işin içinde tutku varsa o yaş, mekan, toplum dinlemez.
Çevre baskısından mı korkuyorsun?
Bu baskı insanoğlunun kendinden başkasının başarısını çekememesinden, kıskançlığı ve korkaklığı yüzünden yapılan bir baskı, hayallerinle onları bir tutman özüne saygısızlık etmek değil mi?
Şimdi düşün, insanlar ne der diye değil ben gerçekten ne isterim ve bunlara ulaşmak için ne yapabilirim diye.
Hayat düşündüğümüzden de kısa, biraz da bırakalım kendimizi onun akışına, illa ki ulaşacak bir yer buluruz.