Her alışkanlık sadece sonuç vermekle kalmaz, aynı zamanda size çok daha önemli bir şey öğretir: kendinize güvenmeyi. Bu şeyleri gerçekten başarabileceğinize inanmaya başlarsınız. Oylar birikip kanıtlar değişmeye başladıkça kendinize anlattığınız hikaye de değişir.
Elbette kimliğinizi etkileyen tek eylem alışkanlıklarınız değildir. Ancak sıklıklarının gücü onları en önemlileri kılar. Hayattaki her tecrübe öz imajınızı değiştirir ama bir kez bir topa vurdunuz diye kendinizi futbolcu olarak görmeniz ya da bir resim karaladınız diye ressam olduğunuzu düşünmeniz pek olası değildir. Ancak bu eylemleri tekrarladıkça kanıtlar birikir ve öz imajınız değişmeye başlar. Bir kerelik tecrübelerin etkisi zamanla silinirken alışkanlıkların etkisi zamanla pekişir. Başka bir deyişle, kimliğinizi biçimlendiren kanıtların büyük bir kısmını alışkanlıklarınız sağlar. Bu açıdan, alışkanlık edinme süreci aslında kendiniz olma sürecidir.
Şu anda kimliğiniz ne olursa olsun, ona sadece kanıtı olduğu için inanıyorsunuz. Yirmi yıldır her pazar günü kiliseye gidiyorsanız elinizde dindar olduğunuza dair kanıt var demektir. Her gece bir saat biyoloji çalışıyorsanız elinizde çalışkan olduğunuza dair kanıt var demektir. Kar yağarken bile spor salonuna gidiyorsanız formda olmaya baş koyduğunuza dair kanıtınız var demektir. Bir inanç için ne kadar kanıtınız varsa ona o kadar çok inanırsınız.
Kimliğiniz alışkanlıklarınızdan doğar. Önceden belirlenmiş inançlarla doğmazsınız. Kendinizle ilgili olanlar da dahil her inanç tecrübeyle öğrenilir ve inançlara şartlanılır.
Daha net ifade etmek gerekirse, alışkanlıklarınız kimliğinizi somutlaştırma şeklinizdir. Her gün yatağınızı toplayarak düzenli bir insanın kimliğini somutlaştırmış olursunuz. Her gün yazarak yaratıcı bir insanın kimliğini somutlaştırırsınız. Her gün antrenman yaparak atletik bir insanın kimliğini somutlaştırırsınız.