birden hayatını uzun bir çöl gibi gördü, yaşamaktan büyük bir yorgunluk hissetti ve “acaba vakti geldi mi?” diye düşündü; çünkü o, kendisini mutlaka intihara yazgılı görürdü.
ah, niçin ondan hep elinden gelmeyen şeyler isteniyor, hiç onun isteği sorulmadan, ne kadar acı çektiği merak edilmeden, niçin ona böyle eziyet ediliyordu?
onu beklemiş, sonsuzcasına beklemiş, o yanında yokken ölmekten korkarak beklemişti. son defa, bir daha görüp, “ah güzelsin, yücesin, bana hayatı sen sevdirdin, meleksin!” deyip, ölmeyi ne kadar istemişti.
ama önlerindeki hayatı, gelmesi kesin olan yıkımı görmemek için, buna kayıtsız kalıp çocuklar gibi bugün yelkene, yarın ava, öbür gün balığa heves etmek için, insan ne kadar insafsız olmalıydı?