iki karakter ne kadar birbirine uygun görünürse görünsün, böyle geceli gündüzlü birlikte geçen, yıllarca süren beraberlik hayatında birtakım anlaşmazlıklardan acı duymak zorunluluk haline geliyordu.
her şeyin, bütün emellerin, gençlik ve mutluluğunu, acımasız bir inatla mutlaka elden kaçacağını, işte şu anda kaçmakta olduğunu, bir şey yapmak ihtimali olmaksızın artık hayatının bitmiş olduğunu karar vermek gerektiğini görerek güçsüz düşüyordu.
her şeyin ilk heyecanı ve renklerinden sonra, yavaş yavaş sönerek hüzün ve bıkkınlığa, sıkıntı ve karanlığa gidişi onu damla damla öldüren bir zehir gibi geliyordu.
demek bitmiş, onun için artık her şey bitmişti; hep çoğalan bir bıkkınla gelen yaşlılık bir gün onu çürütecekti! hem de yaşamamış olarak, henüz yaşamak üzere olduğu sanılırken… her şey bitmişti, öyle mi?