kaçmak… bu tek çare; buradaki dingin hayatı bırakıp yine o kâbus ve kalabalık içine girmek… bu, elinde olmayan, isteyerek yapamayacağı fedakârlıktı… son tehlikeye kadar oturup sonra kaçmaktan başka çare yoktu, halbuki hiçbir zaman tehlike o dereceye gelmeyecekti.
o bir dünya, tapınılan bir dünya oluyor, orada suad’la bilrikte olmak, bu kötü dünyada olmamışlarsa, hiç değilse orada birleşmiş olmak, onu sarhoş ediyor, kendisinden geçiriyordu.