Bir organik doku eğer canlıysa her türlü uyarıya karşı tepki vermelidir. Benim yaptığım da işte budur! Acıya karşı bağırarak gözyaşlarımla cevap veririm. Yapılan alçaklıklara öfkeyle, iğrençliklere
ise tiksinti duyarak tepki gösteririm. Bana göre bu hayatın ta kendisidir. Bir canlı ne kadar basitse o kadar az duyarlıdır ve uyarılara karşı daha zayıf karşılık verir. Ne kadar gelişmişse gerçekliğe karşı daha fazla duyarlıdır ve daha enerjik bir biçimde tepki verir. Bunu nasıl bilmezsiniz? Doktorsunuz ama böyle temel şeylerden haberiniz yok. Acıyı küçümseyebilmek her daim memnun olmak ve hiçbir şeye şaşırmamak için işte tam da şu aşamaya gelmek ya da her türlü duyarlılığı yitirmek için sonuna kadar acıyla yoğrulmak, başka bir değişle artık yaşamamak gerekir.
İnsan neden ölümsüz değil? diye düşünüyordu. “beynin merkezi ve kıvrımları görme ve konuşma kabiliyeti, bu sağlık ve daha bütün bunlar toprağa karışarak eninde sonunda yer kabuğuyla birlikte soğumaya ve sonrasında dünya ile birlikte güneşin etrafında milyonlarca yıl anlamsızca ve amaçsızca dönmeye mahkumsa neye yarar? toprağın altında soğuyacak ve dünyayla birlikte dönecekse insanı bu yüksek, neredeyse tanrısal aklıyla yoktan var etmeye ve sanki alay edercesine tekrar çamura dönüştümeye hiç gerek yok.”
İyi hiçbir zaman kötüye bağlı olamaz. sevgi nefrete , öfkeye, kıskançlığa bağlı olamaz. eğer bağlıysa o zaman o sevgi değildir. Hazzın, arzunun, vesairin parçasıdır
Kendinizi bir aynada görüyorsunuz. ama aynayı çarpıtabilirsiniz ya da “aynadan hoşlanmıyorum , gördüğümden hoşlanmıyorum” diyebilir ve onu kırabilirsiniz, ama yine de neyseniz osunuzdur.