Korkunu besleyen şey teslimiyet içeren sessizlik ve suskunluktu. Bunlara teslim olan insan, kendi korkularını doğururdu. İnsan, kendi korkularının ebeveyniydi ona göre.
Bu dünyaya bir şeyleri izlemek için gelmediğinizi, bunun için herhangi bir sebep bulunmadığını ve size verilen zamanı en iyi şekilde değerlendirmenin sorumluluğunu taşıdığınızı bilmeniz gerekir.
Hayatın içine doğru yürümedikçe, korkularının üzerine gitmedikçe, geçmişi sorgulayıp geleceğe bakmadıkça, geleneksel düşünceleri üzerinden silkelemedikçe, kulaklarını dünyaya kapatıp gözlerini gerçeklere kıstıkça, bir gerçeğin neferi olmaktansa yanlışın kölesi oldukça, bir başkasının sözlerine zihnen kulluk ettikçe gerçek anlamda yaşayamaz.
İnsanlık tarihi boyunca geriye baktığımızda düşünce tarihinde erkek egemenliğinin hâkim olması, diğer cinsin bu kategoriye neredeyse hiç girememesi, birinin diğerinden üstün olduğu anlamına gelmez; sadece , imkânların bir diğerine daha fazla sunulduğunu, tüm inançların erkek merkezli olduğunu ve yerine göre Tanrı sözü diyerek kadınların gerek düşünce gerekse toplumsal alanlardan soyutlandığını gösterir.