Batuhan Dolma

Batuhan Dolma
@cobaltyellow
"Önceden sadece hayal ettiğimi sanıyordum," dedi Denna bana bakarak. "Ama gözlerin sahiden de renk değiştiriyor. Normalde içlerinde altın sarısı birer halka olan parlak yeşil renkteler..." "Onları annemden almışım," dedim. "Ama dikkatimden kaçmadı. Dün tulumba kulpunu kırdığın zaman donuk, bulanık bir yeşile çaldılar. Ve o domuz çobanı Ruhlara hakaret edince bir anlığına karardılar. Işıktan kaynaklandığını sanıyordum, ama artık öyle olmadığını görebiliyorum." "Fark etmene şaşırdım," dedim. "Senden başka buna dikkat eden tek kişi eski bir öğretmenimdi. Üstelik o bir gizemci olduğundan bu tür şeyleri fark etmek onun işiydi." "Eh, seninle ilgili şeyleri fark etmek de benim işim." Başını biraz yana eğdi. "Herhalde saçın insanların dikkatini dağıtıyordur. Epey... epey dikkat dağıtıcı. Ve yüzün çok etkileyici. Onu sürekli kontrol altında tutuyorsun, hatta gözlerinin nasıl hareket ettiklerini bile. Ama renklerini kontrol edemiyorsun." Hafifçe tebessüm etti. "Şu anda solgunlar, tıpkı yeşil buz gibi. Çok korkuyor olmalısın." "Herhalde korkudan değil arzudan öylelerdir," dedim en boğuk ses tonumla. "Güzel kızlar yanlarına bu kadar yaklaşmama pek izin vermezler." "Bana hep en hoş yalanları söylüyorsun," diyerek başını çevirdi ve ellerine baktı. "Ölecek miyim?" "Hayır," dedim kesin bir dille. "Ölmeyeceksin." "Acaba..." Bana bakıp tekrar gülümsedi. Gözleri nemli olsa bile yaşlarla dolu değildi. "Acaba bunu bir kez daha söyler misin?"
Reklam
Laf yetiştirmek üzere ağzımı açtım. Ama gözlerindeki parıltıyı fark edince dudaklarımı bitiştirdim ve yüzümün utançtan kızarmasını engellemeye çalıştım. Denna elini koluma koydu. "Benim yüzümden susayim deme, Kvothe," dedi nazikçe. "Yoksa sesini çok özlerim."
Tebessümü büyüdü. "Yine de yeteri kadar yakınsın." "Daha da yakınlaşmak isterim." "Öyleyse benimle gel." "Zevkle. Lakin..." Adımlarımı biraz yavaşlatarak tebessümümü daha ciddi bir ifadeye dönüştürdüm. "Sovoy ne olacak?" Denna'nın ağzı çizgi halinde düzeldi. "Üzerimde hak mı ilan etti?" "Şey, hayır. Ama uyulması gereken bazı kurallar..." "Dostunun kalbini kırmaktan mı çekiniyorsun?" diye sitem edercesine sordu. "Daha ziyade kızını kapmaktan," dedim. Gözümün içine baktı. "Kvothe," dedi tüm ciddiyetiyle, "kap beni." Onu eğilerek selamladım ve elimi savurarak tüm dünyayı gösterdim. "Siz nasıl isterseniz, hanımefendi."
Yerden sadece altı metre kadar yüksekte olmamıza rağmen her yöne doğru uzanan bahçeler ve çeşmeler harikulade bir manzara oluşturuyordu. Cüppesi siyah bir bayrak gibi rüzgarda dalgalanan Elodin, tehlikeli bir biçimde çatının hemen kenarında durdu. Tek bir çorap giydiği gerçeğini göz ardı ederseniz oldukça etkileyici görünüyordu. Yanına kadar gittim. Üçüncü sorumun ne olması gerektiğini artık biliyordum. "Öğrenciniz olabilmem için," dedim, "ne yapmam gerekiyor?" Sakin bir ifadeyle gözlerime bakarak beni tarttı. "Atla," dedi. "Çatıdan aşağı atla." Işte o zaman tüm bunların bir sınav olduğunu anladım. Elodin tanıştığımızdan beri beni sınıyordu. Inatçılığıma saygı duyuyordu ve odasındaki havada bir gariplik olduğunu sezmem onu şaşırmıştı. Beni öğrencisi olarak kabul etmesine çok az kalmıştı. Fakat biraz daha fazlasına, azmimin bir kanıtına ihtiyacı vardı. Orada dururken aklıma hikâyenin bir başka parçası geldi: "Taborlin düşmüş de düşmüş, ama ümitsizliğe kapılmamış. Çünkü rüzgarın adını biliyormuş ve rüzgar ona itaat etmiş. Rüzgar onu sarıp bağrına basmış. Taborlin bir devedikeni gibi ağır ağır aşağı süzülmüş ve yere bir annenin öpücüğü kadar yumuşacık konuvermiş." Elodin rüzgarın adını biliyordu. Gözlerimi onunkilerden ayırmaksızın kendimi çatıdan aşağı bıraktım. Elodin'in yüz ifadesi hayret doluydu. Daha önce hiç bu kadar şaşkına dönmüş bir adam görmemiştim. Düşerken kendi eksenimde döndüğüm için görüş alanımda kaldı. Beni geç de olsa tutmak istermiş gibi bir elini hafifçe uzatmıştı. Kendimi havada süzülüyormuşçasına ağırlıksız hissettim. Sonra yere çarptım. Tüy gibi yumuşacık değil. Sertçe. Sokağa çarpan bir tuğla gibi.
Ben öğle kalabalığı arasında ite kaka ilerleyip ona yetişene kadar Elodin ormana giren geniş bir toprak patikayı kullanarak Üniversite'nin kuzey sınırına varmıştı bile. "Elodin hoca." diye seslendim, yanına varana dek koşarak. "Sizinle konuşabilmeyi umuyordum." "Ne kadar küçük bir umut." derken ne adımlarını yavaşlattı ne de benden tarafa baktı. "Kendine daha büyük hedefler belirlemelisin. Bir delikanlının içi hırsla yanıp tutuşmalı." "Öyleyse isimlendirmeyi öğrenmeyi umuyorum." dedim, adımlarımı onunkilere uydurarak. "Bu da fazla yüksek bir hedef." deyip geçti. "Tekrar dene. Arada bir yeri hedefle." Toprak patika kıvrıldı ve ağaçlar arkamızdaku Üniversite binalarını örttü. "Peki baba öğretmenlik yapmanızı umuyorum desem?" diye yeniden denedim. "Ve neyi uygun buluyorsunuz onu öğretmenizi?" Elodin ansızın durup bana doğru döndü. "Peki." dedi.
Reklam