Akıllıca bir karar vermiş, doğru olanı yapmıştık. Mantığın zamanla teselli getireceğine inanmak zorundaydım. Bu gece ise bu fazla sessiz odada sadece kaybın acısı ve bir çanın çalışı kadar derin ve kesin olarak bildiğim bir şey vardı:
İyi bir şey yok oldu.
Zamanla mutlu olabilirdik. İnsanlar her gün âşık oluyordu; Genya ve David, Tamar ve Nadia. Peki mutlu muydular? Mutlu kalacaklar mıydı? Belki de aşk bir batıl inançtı, yalnızlık gerçeğini kendimizden uzak tutmak için ettiğimiz bir dua. Başımı geriye yatırdım. Yıldızlar birbirine yakın görünüyorlardı ama aslında aralarında milyonlarca kilometre mesafe vardı. En nihayetinde belki de aşk inanılmaz parlak ve asla ulaşamayacağınız bir şeye özlem duymaktı.
"Beni özledin mi, Alina? Uzaklardayken beni özledin mi?"
"Hem de her gün" dedim dürüstçe.
"Ben seni her dakika özledim. En kötüsü de neydi biliyor musun? Sana bir şey söylemek için ya da sırf sesini duyabilmek için seni aramaya alışmışken,günün birinde artık yanımda olmadığını anlamamdı. Bunu fark edince dünyam yıkıldı. Aynı şeyi her yaşayışımda kendimi hayatın tokadını yiyip yere yıkılmış gibi hissettim. Hayatımı senin için tehlikeye attım. Ravka'nın yarısından fazlasını senin için teptim ve seninle birlikte olacağımı, seninle birlikte aç kalıp soğukta üşüyeceğimi ve her gün peynir yemekten dolayı yakınmanı işiteceğimi bilsem bile bunların hepsini bir an olsun düşünmeden tekrar tekrar yine yaparım. Bu yüzden ne olur bana birbirimize ait olmadığımızı söyleme." Tam karşımdaydi ve kalbim göğsümde güm güm atıyordu. "Seni fark etmem çok vakit aldı, Alina. Ama şimdi seni görüyor, iliklerimde hissediyorum.