Eskimo şair Panegoosho çıkageldi ve çocukken tanıdığı insanlardan bahsetmeye başladı. “Güzel olmaya çalışmazlardı bile, sadece dürüst olmaya çalışırlardı, yine de güzellik mevcuttu, bir gelenekti.”
“ Hani çocukken su oluktan akarken avucumuzu tutarız da suyun şiddetinden avucumuzda bir şey kalmaz ya. Avucumuz küçük olduğu için çarpan su sıçrar gider ya. Hani bir türlü su içemeyiz. Sonra annemiz gelir ellerine suyu doldurur ve bize kana kana içirir. İşte zaman su gibi akarken ellerim bir işe yaramıyor.. Akıp giden zamandan bir yudum içebilmem için ellerine ihtiyacım var. EIlerinize yani. ”
Çocuklukta çekilen acıların, alınan yaraların hesabı büyüyünce öyle bir sorulur ki... İnsan farkında bile olmadan, çocukken kendisine nasıl davranıldıysa, hayatına giren insanları da öyle cezalandırır ya da hep o çocukluk yaralarını saracak yanlış sevgilerin peşinden koşar."
Sonuç muhteşem olmasa da, ikinci planda kalıyor. Sadece gösterilen çaba akılda kalıyor. Bak, Sandro'nun anne babası o çocukken ayrılmışlar. Babası yoksul biriymiş. Tek göz bir odada yaşıyormuş. Ama Sandro onun kimbilir nereden bulduğu katlanır paravanı, meyve kasalarından ve köpükten yatağı, babasının sadece oğluna ait küçük bir köşe yaratmak için gösterdiği çabayı hatırlıyor. Bu çabalar buzdolabında havyar bırakan, ama ortalarda olmayan bir babadan daha kıymetli.