Puan vermedi·216 syf.··
2026 26. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 28 Haziran 2026 23:03
David Grossman’ın Bir At Bara Girmiş romanı, ilk bakışta tek mekânda geçen, bir stand-up gösterisini anlatan kısa bir eser gibi görünse de, aslında travma, suçluluk, yas ve insanın kendinden kaçma çabası üzerine derin bir psikolojik romandır. Komedyen Dovale, İsrail’in küçük bir kasabasında sahneye çıkar. Seyirci başlangıçta kaba, rahatsız edici ve yer yer başarısız görünen gösterisinin ilerleyen dakikalarında aslında bir komedi izlemek yerine, bir insanın ruhsal çözülüşüne tanıklık ettiğini fark eder. Şakalar giderek itiraflara, kahkahalar sessizliğe dönüşür. Grossman burada stand-up sahnesini bir terapi odasına çevirir. Romanın en güçlü alt metni, mizahın bir savunma mekanizması olmasıdır. Dovale çocukluğundan beri insanları güldürerek hayatta kalmıştır. Onun için kahkaha, acıyı görünmez kılan bir maskedir. Ancak maskeyi ne kadar uzun süre taşırsa, altında kalan çocuk da o kadar yalnızlaşır, “İnsan gerçekten ne zamana kadar kendi acısını şakaya dönüştürebilir?” Merkezde yer alan çocukluk travması ise yalnızca kişisel değildir; aynı zamanda İsrail toplumunun ortak hafızasına da dokunur. Roman boyunca savaş, askerlik, kayıp ve ebeveynlerle kurulan kırılgan ilişkiler doğrudan anlatılmasa bile her cümlenin arkasında hissedilir. Dovale’nin hikâyesi tek bir insanın değil, travmayla büyüyen bir toplumun hikâyesidir. Romandaki en çarpıcı an, Dovale’nin çocukken o çocuk aklı ve durum karşısındaki şaşkınlığıyla anne yada babasından birini seçmek zorunda hissetmesidir. Bu seçim, yalnızca bir çocuğun yaşayamayacağı kadar ağır bir yük değildir; aynı zamanda hayatın bazen insanı doğru cevabı olmayan seçimlerle karşı karşıya bırakmasının simgesidir. Dovale’nin bütün yetişkin hayatı, aslında o gün veremediği kararın gölgesinde geçer. Kitabın adı da bu açıdan ironiktir. “Bir at
Bir At Bara GirmişDavid Grossman · Siren Yayınları · 2018809 okunma
Bu masumiyet bizi yorar mı ne :/
8/10
·112 syf.··
2026 64. kitabı
Toplum tarafından çocuk kitabıyla anılmaya yüz tutmuş bu kitaba aslında çocuklardan ziyade yetişkinlerin ele alıp okuması gereken bir eserdir. Kitabın ana konusu çocukken sahip olunan o masumiyetin , büyüme yolunda uğradığı felce ve artık yetişkin adı altında hizmetler veren şahısların öz masumiyeti unutarak dahası hırslarına yenik düşüp çevredeki faktörlerden etkilenerek yeni yanlış ve kötü kimliklere bürünmelerini konu edinmiştir. Bunlar kitapta şöyle anlatılır :Küçük Prens dediğimiz baş karakterin çıktığı gezegenler arasındaki yolculukta ; baş karakterimizin gittiği her bir gezegenden ; kendini hayatın her hangi bir ekolüne kaptırmış; kudret düşkünü, para düşkünü, kontrolcü veya kibirli ve bununla böbürlenen insanlarla denk gelmesi Küçük Prens 'i hayal kırıklığına uğratmıştır. Bunun en büyük sebebi çocukkenki o masumiyetin herkeste olduğunu sanması ve onların kendisi gibi düşünmemeleri onu hayal kırıklığına uğratmasında başlıca rol almıştır . Bunun beraberinde aitlik denilen kavrama yabancı kalması da onu büyük bir boşluğa ve anlamsızlığa sürüklemiştir. Anlam arayışları onu yormuş ve çözümü hayatına son vermekte bulmuştur.
Duygu ve Düşünce
Küçük PrensAntoine de Saint-Exupéry · Can Çocuk Yayınları · 2015280,3bin okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Evdeki Tuhaf Olaylar-Josh Malerman
9/10
·408 syf.··
Beğendi
·
2026 55. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 28 Haziran 2026 21:11
Korku kadar insana yaşadığını hissettiren bir şey daha var mıdır? Bir çocuk bir gecede büyümemeli. Olay Yeri Kitap Kulübümüzde Haziran ayının son kitabı olarak Evdeki Tuhaf Olaylar kitabını okudum. Kitap sekiz yaşındaki Bela'nın Öbür Anne isimli kötü bir varlığın,"Kalbine girebilir miyim?" diye sormasıyla başlıyor . Bu durumu anne ve babasına belli etmemeye çalışıyor. Çünkü kötü varlığın onlara zarar vereceğini düşünüyor. Fakat zaman geçtikçe öbür anne sabrını yitirmeye başlıyor ve kötü şeyler yapıyor. Kitap benim için çok hızlı akan bir kitap oldu. Ve çok beğenerek okudum. Korku anlamında beni germedi ama Bela'nın ailesinin ilişki durumu beni etkiledi. Çünkü çocukken bende aynı sorunları yaşamıştım. Bela ve babasının her diyaloglarını çok hoşuma giderek okudum. Ve kitap da çok fazla anlam çıkardığım yerler oldu. Küçük bir çocuğun yaşadıkları ve aslında güvende olması gereken ailesinin yanında o güveni ve masumiyeti zamanla kaybediyor. Son sahnelerde Bela'ya o kadar üzüldüm ki. Küçücük çocuğun o yaşta öğrendiği gerçekler çok yıkıcıydı. Kitapta en problemli karakter bence anne karakteri. Çünkü kızına gereken değeri vermiyor ve yaşayamadığı hayattan ötürü içten içe çocuğunu ve eşini suçlandığını düşünüyorum. Zamanla anne ve baba karakterleri sürekli tartışmaya başlıyor. Bela ise küçük yaşta bunları görerek etkilenmeye başlıyor.Korku bireysel bir şey olduğu için kitabı okurken etkilenen insanlar olabilir. Ama bence herkesin bu kitaba bir şans vermesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü kitap sadece 8 yaşındaki bir çocuğun ağzından yazıldığı için neyin gerçek neyin hayal gücü olduğunu sorguluyoruz.Bir süre etkisinden çıkamayacağım bir kitap olacak . Kitaba puanım:9/10
1000Kitap
Evdeki Tuhaf OlaylarJosh Malerman · Olimpos Yayınları · 202689 okunma
Bir Kaderin Yeniden Yazılışı…
Puan vermedi·211 syf.··
2026 2. kitabı
Orhan Pamuk’un bu kitabını bitirdikten sonra bir süre boşluğa bakıp "Gerçekten de öyle değil mi?" diye mırıldanırken buldum kendimi. Kitap, ilk bakışta bir büyüme ve arayış hikayesi gibi başlıyor ama derinlere indikçe mesele, baba-oğul ilişkilerinin o karmaşık labirentine ve "baba katilliği" mitine evriliyor. Pamuk, Sophokles’in Kral Oidipus’u ile Firdevsi’nin Şehname’sini öyle bir harmanlamış ki, insanın kendi seçimlerinin ne kadarının bize, ne kadarının kadere ait olduğunu sürekli sorguluyorsunuz. O kuyu imgesi... Hikayenin kalbindeki o sessiz kuyu, insanın kendi derinliklerine, korkularına ve aslında kaçtığı her şeye ne kadar yakın olduğunu hatırlatıyor. Kırmızı Saçlı Kadın karakteri ise hem bir gizem hem de hayatın beklenmedik dönemeçlerini temsil ediyor sanki. Okurken kendime şunu sordum: Hayatımızı biz mi inşa ediyoruz, yoksa çocukken okuduğumuz ya da maruz kaldığımız hikayeler mi bizim "kaderimizi" çiziyor? Belki de hepimiz, farkında olmadan kendi babalarımızın veya kendi mitlerimizin izinden gidiyoruz, sizce de öyle değil mi? Eğer hala okumadıysanız veya okuyup da o "kuyunun" etkisinden hala çıkamayanlar varsa, sizin bu konudaki fikriniz ne? Kader mi ağır basıyor, yoksa tercihlerimiz mi?
Kırmızı Saçlı KadınOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202462,3bin okunma
Puan vermedi
UĞULTULU TEPELER Emily Brontë Yorkshire’ın tekinsiz, rüzgarlı ve kasvetli kırlarında, doğanın vahşi kalbinde filizlenen bir aşk: Catherine ve Heathcliff. Biri malikanenin hırçın kızı, diğeri sokaklardan kurtarılmış gizemli ve yabani bir yetim. Çocukken ruhları bir olan bu iki gencin yolları, toplumsal sınıf farklarının, kibrin ve ihanetin gölgesinde trajik bir şekilde ayrılır. Catherine’in statü uğruna zengin bir aristokratı seçmesi, Heathcliff’in içindeki saf aşkı, önüne gelen her şeyi yutmaya hazır karanlık bir nefrete dönüştürür. Yıllar sonra zengin ve güçlü bir adam olarak geri dönen Heathcliff, sadece kendisine acı çektirenlerden değil, onların çocuklarından ve geleceklerinden de intikam almaya kararlıdır. Emily Brontë’nin Viktorya dönemi edebiyatının tüm kalıplarını yıkan tek romanı Uğultulu Tepeler, iyilikle kötülüğün, aşkla saplantının iç içe geçtiği sarsıcı bir başyapıt. İnsan doğasının en karanlık dehlizlerine inen, tutkunun yıkıcı gücünü iliklerinize kadar hissettirecek zamansız bir klasik. Uğultulu Tepeler, İngiliz edebiyatının en güçlü ve en sıra dışı klasiklerinden biridir. Roman, Emily Brontë tarafından yazılmış ve 1847 yılında yayımlanmıştır. Yazarın tek romanı olmasına rağmen dünya edebiyatının en önemli eserleri arasında gösterilir. Emily Brontë romanı yayımlarken kadın yazarların ciddiye alınmadığı bir dönemde erkek takma adı olan Ellis Bell adını kullanmıştır. Kitap ilk yayımlandığında sert eleştiriler alsa da zamanla bir başyapıt olarak kabul edilmiştir. Uğultulu Tepeler, aslında bir aşk romanından çok; aşkın, tutkunun ve intikamın insan ruhunda açtığı yaraları anlatan unutulmaz bir karakter romanıdır. Bu nedenle üzerinden yaklaşık 180 yıl geçmiş olmasına rağmen hâlâ yeni okurlar tarafından keşfedilmeye devam etmektedir.
Uğultulu TepelerEmily Brontë · İthaki Yayınları · 202658,1bin okunma
7/10
·528 syf.··
2026 4. kitabı
Afili cümleler, yoğun edebiyat bekliyorsanız bu kitapta aramayın. Nispeten sade bir anlatım , yer yer kopukluk, sonlara doğru bir acele... Ama konu muhteşem. Defaeten kitabi kapatıp düşündüğüm oldu. Bu kitapta kurgunun ötesinde şeyler var. Kurtlar Vadisi'ni çağrıştırdı. Yahudi Ajan, Türk Polis , Japon Komiser, Mit , Haham, Mossad , Kardinal , CIA, Papaz , Ilahiyat hocası dahası Hz Ibrahim, Nemrut, Mimar Sin Ammar, yıldızlar, gezegenler... Sıradan bir kurguda bir araya gelmeyecek karakterler tek bir sofrada. Astronomi , din , siyaset ve tarih harmanlanmış. Bütün bunların bir arada oluşuna 10 üzerinden 10 derdim ama anlatım konusuna takıldım. Final bölümü özelikle çocukken okuduğum Tom Sowyer , Hucleberyfinn Maceralarını anımsattı. Puanlamada biraz cimri davranacağim ama okumak isteyenler için bu kitaptan öğrenilecek çok sey var derim. Meraklısına...
Abum Rabumİskender Pala · Kapı Yayınları · 201812,3bin okunma